28 Kasım 2008

1 Aralık 2008 Pzt: Doç.Dr. Kerem Altıparmak ile...

Bu Pazartesi, Bilgi Çağının Hukuku programında, Doç. Dr. Kerem Altıparmak ile telefon bağlantısı kurarak, Yaman Akdeniz ile birlikte yazdıkları, yeni çıkan "Internet:Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme" başlıklı kitap hakkında konuşacağız... Programa, erişimi engellenen "Naçizane Sözlük"ün yöneticisi Tansu Gürsel de katılacak...

Açık Radyo'da yukardaki söyleşinin "TAM METNİ" için tıklayınız!
***************************************************
8 Aralık: Av. Ömer HIZIROĞLU ile krizde AR-GE
15 Aralık: Nedim AKAY ile bilgi çağında çalışanların elektronik ortamda örgütlenmesi

konuları tartışılacak...

25 Kasım 2008

AKDENİZ ve ALTIPARMAK'tan: "İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır!"

Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak "İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme" başlıklı bir kitap yazdılar ve Türkiye’de İnternet’teki içeriğin yasal düzenlenmesi ve sansür konularında bir durum değerlendirilmesi yaptılar... Çalışmada, İnternet’teki içeriğin yasal düzenlenmesi konusundaki diğer girişimlerin yanısıra "5651 Sayılı Kanun" ve onunla ilintili düzenlemeler de eleştirel açıdan değerlendirildi...

Kitap, mevcut düzenleme sistemlerinin nasıl işlediğini ve ağırlıklı olarak Türk yargısının yetki alanı dışında bulunan web sitelerine erişimin mahkeme ve idari erişim engelleme kararlarıyla nasıl engellendiğini örnekler vererek inceliyor.

Ayrıntılar ve Kitap'a web üzerinden ulaşmak için:
http://privacy.cyber-rights.org.tr/?p=257

17 Kasım 2008

17 Kasım Pazartesi; Hasan TANLA ile "bilgi" hakkında

Bugün Estima.com.tr araştırma şirketinin Başkanı Hasan Tanla ile "bilgi" hakkında konuştuk. Tanla, Türkiye'nin bilgi toplumuna geçiş serüveninde, "bilgi"den neyin anlaşılması gerektiğine ve arkasındaki felsefeye, asimetrik ve simetrik bilgi kavramlarına, bilgi çağının-ve Atatürk'ün Cumhuriyet Türkiye'si "birey"inin sahip olduğu/olması gereken (eğitim, kültür, ahlak, toplumsal sorumluluk, yaratıcılık... ) özelliklere ve "doğru bilgi"nin işlevine değindi... Bu bağlamda kuruluşun manifestosunda "Kalkınma, ekonomik refah, sosyal adalet ve demokrasinin ancak halkın katılımı ile gerçekleşebileceğine inanıyoruz"derlerken, halkın asimetrik bilgilerden arınmasını amaçlayan bir toplumsal sorumluluk projesi olarak TekSatır.com.tr projesini hayata geçirdiklerini belirtti. "Teksatır"' toplumumuzun görerek algılaması, okuyarak algılamadan daha güçlü olma özelliğini de gözönünde tutarak resimli ve çizgili bilgilere de yer veriyordu...
Estima'nın öncülük ettiği bir başka proje de Web 2.0 tabanlı araştırma paneli özelliği ile üniversitelilere dönük olarak hazırlanman AkılFikir.com.tr projesiydi...
Tanla ile önümüzdeki hafta, "bilgi" kavramına biraz daha odaklanmaya devam edecek, bilgi toplumunun alt yapısı bağlamında bilgi üretimi/endüstrisi konusunda Avrupa ve ABD yaklaşımlarını kıyaslayacağız...

-Program arasında Eva Cassidy'nin "Somewhere" albümünden "Won't Be Long" adlı parçayı çaldık! BArbro Karabuda'ya bu CD'yi getirdiği için teşekkürler! Bu, bu albümden yararlandığım üçüncü program oldu!-

7 Kasım 2008

10 Kasım Pazartesi: Nedim Akay ile Tuncer Üney'i anacağız...

Bu 10 Kasım'da Internet ve Hukuk Platformu Koordinatörü ve TBV Projeler Koordinatörü merhum Tuncer Üney'i yitirmemizin üzerinden bir yıl daha geçmiş olacak...
Bu Pazartesi, Açık Radyo "Bilgi Çağının Hukuku" programında onu Türkiye'de bilişim sektörüne yaptığı hizmetlerden bir diğeri ile; "bilişim sektöründe çalışanların haklarının korunması için örgütlenme"deki öncü çalışmalarıya anacağız...
Program konukları: Nedim Akay (IBM-TR) ve Sayın Günsel Üney (Tuncer Üney'in eşi)...
Günsel Hanım, eski IBM mensubu olan Tuncer Üney ve arkadaşlarının '68'li yılarda başlattığı sektörel örgütlenme çalışmalarından sözederek konunun geçirdiği evrimin dününe tanıklık edecek... Nedim Kaya ise oradan yola çıkılarak varılan noktayı; bugünü (www.bilisimsendikasi.org ) anlatacak... Kaya'nın yaklaşımı IBM çalışanlarının sendikal mücadelesinden başlayan çalışmaların(*), esasen Türkiye'de bilgi ve iletişim teknolojileri politikalarının (ICT) doğru belirlenmesinde, sektör çalışanlarının rolüne taşınması gerektiği ekseninde olacak...
Program, Atatürk'ü kendilerine idol edinen Pakistan ile Atatürk Türkiye'sinin bugünkü ICT politikalarıyla bilişim sektörü çalışanlarının durumu hakkındaki kısa bir mukayese ile sona erecek...
Program arasında 10 Kasım'da yitirdiğimiz, mavi gözlü güzel insanların anısına "Blue Eyes Crying in the Rain" (Eva Cassidy) parçasını çalacağız...

Saygıyla
A. Tansuğ

FM 94.9 10.30-11.00, 10.11.2008, Pazartesi
Internet üzerinden dinlemek için: www.acikradyo.com.tr

(*) Bu konu ile ayrıntıların yer aldığı dosya:
http://turk.internet.com/dosya/0809_1/yazilar/

31 Ekim 2008

İKİ YENİ MAHKEME KARARI

Kanada mahkemesi hakaretamiz içeriğe verilen bağlantının, içerik sağlayıcı açısından sorumluluk doğurmadığına hükmetti: Haber + KArar
Avrupa Adalet Divanı (EJC) şirketlerin web sitelerinde 60 dakika içinde arayana geri dönülebilecek biçimde telefon numarası ve form bulunması gerektiğine hükmetti: Haber + KArar

3 Kasım 2008, Pazartesi Canlı yayın konuğu: Doç.Dr. Savaş BOZBEL

Sayın Bozbel ile son haftalardaki erişim engellemelerinin hukuki cephesini tartışacağız...

28 Ekim 2008

Bilişim Sivil Toplum Kuruluşları Basın Bildirgesi

Türkiye İnterneti Yasaklama Ayıbından Kurtulmalıdır !

Youtube 6 aya yakındır yasaklı. Myspace, Dailymotion, Dawkins, ve nihayet Blogger yasaklandı. Wordpress ve Alibaba'yı yasaklamaktan çekinmedik. Son bir yılda 5651, kişilik hakları ve fikri ve sinaihaklar nedeniyle bini aşkın webi yasakladık. Türkiye dünya internetine kendi kurallarını empoze etmeye çalışıyor ve bunu sadece yasaklarla yapmaya çalışıyor. Yapılanlar, Anayasaya aykırı, Hukukun temel ilkelerine ters, bu iş için çıkartılan 5651'ın 9. maddesini ihlal ediyor. Yasaklamalar, savunma almadan, tebliğ edilmeden, tedbir olarak alınmasına rağmen, bir ceza olarak uygulanıyor. Yasaklar, suçluyu değil, sıradan Türk yurttaşını, ve internet üzerinden iş yapmak isteyen, görüşlerini paylaşan, Türkiye'yi dünyaya tanıtmak isteyen girişimci, öncü yurttaşlarımıza zarar veriyor; yasaklar pire için yorgan yakarak adaletsizlik yaratıyor. Kanımızca, mahkemelerimiz ve diğer ilgililer kolaycı bir yaklaşımla herşeyi yasaklayarak, haksızlığa sebeb olarak suç işliyorlar; tazminat davalarına muhatab olacaklardır. Yasaklar, Türkiye'nin AB, Demokrasi ve Bilgi Toplumu projeleriyle uyuşmuyor.


Ülkemizin yasakçı bakış açısından vazgeçip, tüm dünya ile birlikte yönetişim ilkeleri ışığında internetdeki "zararlı" içerik ve bilişim suçları ile mücadele etmelidir. Bu mücadele tek başına kamu otoritesi ve mahkemelerle yapılacak bir mücadele değildir. Yasaklamalar, bilenlerce kolayca delinmekte, gittikce artan bir oranda, yurttaşların bu yasakların aşılması bilgisi yayılmaktadır.

Sivil toplum örgütleri bu sürecin bir parçası olarak çalışmaya hazırdır.

Yeter ki makulde uzlaşmak istensin ve diyalog kurulsun. Örneğin, çocuk pornosu, ihtihara teşvik konularındaki yasaklamaların, uzman görüşü ışığında mahkemelerce yapılmasına hiç bir itirazımız yok. "İkaz et/Kaldırt" yönteminin uygulanması istiyor, ve bu sürecin parçası olmak istiyoruz.


Kısa vadede ülkemize büyük zarar veren bu trajedinin önlenmesi için acil tedbir alınmalıdır. En başta, Ankara ve İstanbul'da 2 uzmanlaşan mahkeme geçici bir süre için İnternet yasaklarına bakmalıdır. Adalet Bakanlığı, Barolar Birliği, Yüksek Hakimler Kurulu bu konuda Sivil Toplum Kuruluşlarıyla işbirliği ile böyle bir yapılanmayı sağlamalıdır. Telekomunikasyon Kurumu, katalog suçları dışındaki

yasaklamalarda da, resen yetkilerini artırmadan, mahkeme kararlarının uygulanmasında aracı olmalı; 5651/9'un uygulanmasında üzerine düşen sorumluluğu almalıdır. Ama, TK resen karar verme yetkisini acil haller dışında kullanmamalı, ilgili mahkemeden karar almalıdır. 5651'in yönetmelikleri gözden geçirilip, hem katalog dışı yasaklamalar, ve yurt içi/ yurt dışı konusu; hemde "yasaklı nesnenin kaldırılması" konusunu berraklaştırmalıdır. Youtube yasağı açmazını çözmenin tek yolu budur.


Yasakların ancak son çare olarak, bütün yollar bittikten sonra uygulaması benimsenmeli; o halde bile nesne temelli engelleme yapılmalıdır. TK bunun mali sorumluluğunu almalıdır. Nesne temelli engellemenin yapılması Bilişim Kurultayı ve İnternet Konferansı gibi açık ortamlarda ilgili taraflar ve uzmanlarca tartışılmalıdır.


Uzun vadede 5651'i kaldırıp, Siber Suçlar sözleşmesine uygun, Adalet Bakanlığı Komisyonunca hazırlanan ve askıya alınan taslakla başlayarak yeni bir düzenlemeye gitmeliyiz. Sektörle ortak yapılar (self-regulation/co-regulation) kurmalıyız.


Türkiye internetin marjinal problemlerine cok fazla enerji harcıyor. Asıl, İnterneti demokrasimizi geliştirmek, toplumsal kalkınmaya katkı vermek ve bilgi toplumu yönünde nasıl kullanırız konularına kafa yormamız gerekir.


İnternet Yaşamdır !


İnternet Teknolojileri Derneği - INETD

Türkiye Bilişim Derneği - TBD

Türkiye Bilişim Sektör Derneği -- TÜBİDER

İnternet Medyası Derneği

Linux Kullanıcıları Derneği - LKD

Tüm İnternet Evleri Derneği -- TİEV


Pardus Kullanııcları Derneği - PKD


Türk Kütüphanecileri Derneği -- TKD

Üniversite ve Araştırma Kütüphanecileri Derneği -- UNAK

Tıp Bilişimi Derneği - TurkMIA

ODTÜ Mezunları Derneği -- ODTÜ MD

Yurttaş Girisimi

Katılımcı Avukatlar - KAV

20 ve 27 Ekim: Orhan TURAN ile elektronik Noterlik

Blooger.Com engellemesi nedeniyle ayrıntılarını giremediğim Açık Radyo'daki son 2 söyleşiyi Ankara 56. Noteri Sayın Orhan TURAN ile yaptık...

13 Ekim 2008

13 Ekim Pazartesi: Behçet ENVARLI ile Telekomünikasyon ve "Genç Zirve"

13 Ekim Pazartesi canlı yayın konuğumuz TBV Genel Sekreteri Behçet Envarlı idi.
Envarlı TBV tarafından Haziran 2008'de düzenlenen "Telekomünikasyon: Bilgi Toplumunun Kaldıracı" Konferansının yeni yayınlanan Sonuç Raporu'ndan bulgular paylaştı. Keza geçtiğimiz hafta yapılan CEBIT Bilişim Zirvesi'nde en çok ilgi çeken "Genç Zirve" hakkında özet bilgiler sundu...

6 Ekim Pazartesi: Av.Vedat GÜRER ile "FAST"

Bugün Av. Vedat Gürer ile FAST: "Future Attributing Screening Technology" ya da "Kötü niyet Detektörü"nden yola çıkarak özel yaşamın gizliliğini konuştuk...

EYLÜL - AÇIK RADYO Programları

"Bilgi Çağının Hukuku" program konu ve konukları:
25 Ağustos ve 1 Eylül Pazartesi: Doç.Dr. Mahmut Koca - İletişimin tesbiti ve dinlenmesinin hukuki cephesi (dinleyicilerin isteği üzerine),
8 Eylül Pzt: Doç.Dr. Tekin Memiş ile yazılımların hukuki koruması,
15 Eylül Pzt: Doç.Dr. Tekin Memiş ile yazılımlar ve veri tabanlarının hukuki koruması,
22 Eylül Pzt: Av.Vedat Gürer ile küresel ekonomik krizin bilgi teknolojileri sektörüne etkisi, bilgi edinme hakkı açısından -doğru- finansal bilgilere erişimin önemi...
29 Eylül Pzt: Av. Vedat Gürer ile alan adları ve hukuki koruma

25 Ağustos 2008

25 Ağustos Pzt.; Doç Mahmut KOCA ile tekraren

Bugün Doç. Dr. Mahmut KOCA ile (KHÜ, Hukuk Fakültesi Ceza Ana Bilim Dalı) 9 Haziran'da yaptığımız telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin "tesbiti, dinlenmesi ve kaydı" konulu söyleşiyi -kimi dinleyicilerden gelen istek üzerine- tekraren yayınladık...

Doç.Dr. Koca, bu programda kamuoyunda kısaca "telefon dinlemeleri" diye sözü edilen telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin "tesbiti, dinlenmesi ve kaydı" konusunun usulsüz yapıldığında "haberleşme özgürlüğü"nü ihlal ettiğinden bahisle TC Anayasası Madde 22/2 ve Avrupa Insan Hakları Sözleşmesi Madde 8'in 2. fıkrasının haberleşme özgürlüğüne devletin hangi koşullarda müdahale edebileceğinin genel sınırlarını çizdiğini açıkladı. Koca AİHSnin Türk hukuku için de bağlayıcı olduğunu, AİHM’ın içtihatlarının bu maddeyi yorumdığını, bunların da dikkate alınması gerektiğini vurduladı ve Anayasamıdaki düzenlemenin zaten AIHS'ndekine paralel olduğunun altını çizdi. Buna göre;

1- Müdahale ancak kanunla olacaktır, (keza AY Md. 13)

2- Temel hak ve özgürlüğe müdahale meşru olacaktır

3- Demokratik toplumun gereklerine uygun olmalıdır

4- Elde edilmek istenen amaç ile başvurulan yol arasında bir orantı olacaktır.

Hangi araçla olursa olsun bireyin uzaktaki kişilerle özel nitelikteki bir haberleşmesine çeşitli yollarla müdahale edilmiş olması haberleşme özgürlüğünün ihlali olup, birey bu haberleşmeye saygı gösterilmesini isteme temel hakkına sahiptir.

Koca sözlerine şöyle devam etti:

"Anayasa bu orantıyı kuruyor ama 2005 yılına kadar telefon dinleme konusunda kanun yoktu. Bu uygulama bir posta tüzüğüne göre yapılıyordu. ("Mektuplara el koyma" kuralları kıyasen uygulanıyordu). 2005'de ceza adalet sistemini oluşturan kanunlar yenilendi.

Böylece Anayasa 22/2’deki sebeplerin de biri veya birkaçı sözkonusu ise müdahale mümkün.

Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu Adli Amaç ile yani işlenen bir suçtan dolayı süpheli veya sanık hakkında bir delil elde edilmesi amacıyla dinlemeyi kanuni kılıyor.

Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi ilk kez bu kanunla ele alınyor. CMK 135. maddede tesbiti, dinlenmesi ve kayda alınması ancak bu maddedeki koşulların gerçekleşmesiyle mümkün. Ama her istendiğinde değil. Şartları var:

-Kişinin suç işlediğine ilişkin kuvvetli şüphe sebepleri olacak (kovuşturma-soruşturma)

-Başka suretle delil elde edilmesi imkanı bulunmayacak. Telefon dinleme tali nitelikte bir tedbirdir bu anlamda.

- Hakim kararı da üçüncü koşuldur. Bu önemli bir güvencedir. Kural budur. Gecikmede sakınca bulunan hallerde C. Savcısının kararıyla da mümkündür ama o da kararını 24 saat içinde hakime onaylatmak zorundadır.

Kanun her suçtan dolayı bu işleme izin vermez, 135. Madde'nin 6. fıkrası hangi suçlarla tesbit ve dinlemenin mümkün olacağını da saymıştır.

Telekomünikasyon araçları dışında yapılan iletişimin izlenmesi tesbit ve kaydı ise başka türlü adlandırılıyor: “Teknik araçla izleme”... "Önleme ve istihbarat amaçlı izleme"; Keyfiliğin en çok ortaya çıktığı alan budur, yasal dayanak da var: Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu'nda değişiklik yapan kanun polise Önleme ve istihbarat amaçlı izleme yetkisi vermiştir.

Bu suçlar da kısaca eski DGMlerin görev alanına giren suçlardır, MİT kanununda da devletin varlığını tehlikeye düşüren durumlarda dinleme yetkisi verilmektedir."

Konu, 25 dakikalık programımıza sığamadığından Sayın Koca ile 16 Haziran'da da söyleşiye devam etmiştik. Haftaya Pazartesi de kalan bölüm tekrar yayına girecek!

22 Ağustos 2008

BİLGİ EDİNME HAKKI.ORG'dan...

BilgiEdinmeHakki.Org
BilgiEdinmeHakki.Org 2004-2207 Değerlendirmesi
(Vatandaş kullanım istatistikleri)
Rapor buradan indirilebilir!

30 Temmuz 2008

28 Temmuz ve 4 Ağustos Pazartesi: Osman Nihat Şen


28 Ağustos 2008, Pazartesi günü Açık Radyo'da "Bilgi Çağının Hukuku" programının konuğu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Internet Dairesi Başkanı Sayın Osman Nihat Şen idi. Aslen ODTÜ çıkışlı bir Bilgisayar Mühendisi olan ve Gazi Üniversitesi ile (ABD) Kuzey Teksas Üniversitesi'nde iki master çalışması yapan ve Oracle Veri tabanı Sitemleri hakkında bir kitabı da bulunan Şen, önce kısaca TİB ve Internet Dairesi'ni tanıttı. Daha sonra 5651 sayılı Kanun ile getirilen "tanım"lar üzerinde duruldu. Internet erişim sağlayıcılar, yer sağlayıcılar ve toplu kullanım sağlayıcıların sorumluluk ve yükümlülükleri, bunların gerekçeleri, diğer ülkelerdeki benzer uygulamaları özetledi. (Şurada bu konuda hazırladığı bir sunum da var) Şen, Internet yer sağlayıcılar için 24 Temmuz'da süresi sona eren "kayıtlanma" zorunluğunu hatırlattı ve bu işlem için açılan web adresini verdi: http://faaliyet.tib.gov.tr/yetbel
Önümüzdeki hafta da Internet Dairesi göreve başladıktan bu yana yapılan ihbarlar ve site erişim engellemeleri hakkında istatistik bilgiler, erişim engellemelerinin ardındaki teknik özellikler (ör: WordPress ya da YouTube gibi engellemelerde neden belli bir URL değil de tüm bir site kapatılıyor) programa devam edeceğiz...

Vatandaşın umudu BİMER oldu / Türkiye / Radikal İnternet

Vatandaşın umudu BİMER oldu / Türkiye / Radikal İnternet

21 Temmuz 2008

Bugün: Prof. Dr. Çetin ÖZEK'i andık.

Bugün Av.Fikret İLKİZ ile geçen hafta yitirdiğimiz, hocamız, merhum Prof. Dr. Çetin ÖZEK'i andık...
İlkiz, "İnsancıl ceza hukuku kavramını ceza hukukuna kattığını" vurguladı onun.
Bilgiye erişim özgürlüğü ile basın özgürlüğü arasındaki çizgiyi nasıl su yüzüne çıkarttığını, "laik"liğin gerçek işlev ve anlamına ta 1961'de yazdığı doktora tezi ile dikkat çektiğine... değindik.
F. İlkiz'in bu konuda yazdığı bir yazı İvHP web sitesinde...

6 Temmuz 2008

7 ve 14 Temmuz Pazartesi konuğu: Leyla Keser BERBER

7 ve 14 Temmuz Pazartesi günleri yayınlanacak "Bilgi Çağının Hukuku" programlarının konuğu Yrd. Doç.Dr. Leyla Keser Berber.
Konu: Adli Bilişim.
Leyla Keser Berber de bir web günlüğü açmış: http://www.leylakeser.org/
7 Temmuz'da genel olarak "Adli Bilişim"den söz ediyoruz. 14 Temmuz'da "Elektronik Delillerin Online Araştırılmasında Kullanılacak Siber Araçlar: Avrupa Birliğinde Elektronik Delillerin Doğrulanması" projesine odaklanılacak. Bu projeden günlüğünde de bahsediyor...

19 Haziran 2008

"Telekomünikasyon: Bilgi Toplumunun Kaldıracı"

Sunumların bir bölümü TBV web sitesinde!
TBV ve CEPS tarafından ortaklaşa düzenlenen konferans kapsamında, telekomünikasyon sektörünün geleceğini belirleyecek olan ve halen Avrupa Birliği’nde teklif aşamasında bulunan konuların ele alınması, mevcut durumun ortaya konması ve sektörün karşılaştığı sorunların değerlendirilmesi yapıldı. Türkiye’nin bu tablo içerisindeki konumunun ele alınmasının ardından bilgi toplumu olma konusunda ev ödevlerimiz değerlendirildi Konferansta özellikle telekomünikasyon alanındaki gelişmelerin Türkiye’ye olası etkileri üzerinde duruldu, politika belirleyici ve uygulayıcı kurum yetkililerinin görüşlerine başvuruldu.

16 Haziran 2008

9 ve 16 Haziran Pazartesi: Doç.Dr. Mahmut KOCA

Bugün (10.30-11.00 94.9 Açık Radyo) Bilgi Çağının Hukuku programı Kadir Has Üniv. Hukuk Fak. Ceza Hukuku Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden Doç.Dr.Mahmut Koca'yı konuk ediyor. Konu: Geçen hafta tartışılmaya başlanan telefon dinlemelerinin hukuki cephesi...

Program arasında, geçen hafta Önder Focan'ın Boğaz'da albümünden "She signs the telephone book" çaldık...

Not: 31 Mayıs 2008, Pazartesi Dr. Wallis ile Aralık 2007'de fikri mülkiyet hukuku ve bilgi çağı konulu röportajın tekrarı yayınlandı!

20 Mayıs 2008

19 ve 26 Mayıs Pazartesi konuğu: Dr. Yaman AKDENİZ

Açık Radyo'da Dr. Yaman Akdeniz ile 19 Mayıs 2008, Gençlik ve Spor Bayramı'nda bilgi çağının hukuku alanında uzmanlaşmak isteyen ya da akademik kariyeri seçen gençlere yönelik bir program yaptık... Dr. Akdeniz en çok Internet üzerinden yapılan araştırmaların "sığ" olmaması için dikkat edilecek hususlar üzerinde durdu...

Aynı gün 26 Mayıs Pzt. için de bir ön kayıt yaptık ve o programda "sansür" ve "sivil toplum kuruluşlarının tutumu" üzerinde duruldu... 5651 sayılı kanun doğal olarak yine gündemdeydi.

Dr. Akdeniz, bu arada Kişisel Verilerin Korunması ve Devlet Sırları kanun tasarılarını incelediğini ve "beğendiğini" de belirtti...

19 Mayıs'taki programda verilen arada "Murder Balletts" albumünden "Where The Wild Roses Grow" adlı Kyle Minogue ve Nick Cave düeti, 26 Mayıs programında da aynı albümden "Nick Cave & Bad Seeds" söylediği "Henry Lee" adlı parça dinlendi.

12 Mayıs 2008

12 MAyıs 2008, Pzt. Yrd. Doç Dr. Leyla Keser Berber ile TR'de Siber Hukuk

"Kluwer Law International" tarafından yayımlanan "International Encyclopaedia of Laws" içeriğindeki "Türkiye'de Siber Hukuk" bölümünü, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bilişim Teknolojisi Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi hazırlayacak...
Bugünkü programın canlı yayın konuğu Yrd. Doç.Dr. Leyla Keser Berber ile bu konuyu konuştuk...

"Cyber Law Turkey", 250 sayfa, İngilizce hazırlanacak bir kitap olacak...

13 Nisan 2008

14 Nisan Pazartesi Açık Radyo konuğu: Doç.Dr. Savaş BOZBEL

14 Nisan 2008, Pazartesi günü Açık Radyo'da Bilgi ÇAğının Hukuku program konuğu Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Doç.Dr. Savaş Bozbel.
Konuşulacak konuların başında onun üniversitesinde 9 Nisan 2008 günü yapılan "Internet Yasakları" başlıklı toplantı olacak.
Bu toplantının konuları ve konuşmacıları şöyle idi:

Doç.Dr. Tekin Memiş, FSEK.m.Ek-4 ile 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinin karşılaştırılması,

Doç.Dr. Savaş Bozbel, İnternet Servis Sağlayıcılarının, Fikri Hak İhlallerinde Kullanıcılarının Bilgilerini Verme Yükümlülüğü Var mıdır? - Avrupa Adalet Divanının Promusicae/Telefónica Kararı ve Türkiye İçin çıkarsamalar,

Doç.Dr. Mustafa Akgül, İnternet Yasakları: Türkiye Merkezli İnternet mi?,

Arş.Gör. Mete Tevetoğlu, İnternet ortamındaki ihlallerde Türk Mahkemelerinin Yetkisi,

Arş.Gör. Ceyda Cimilli Akaydın, .tr alan adları tahsisi, kurallar ve sınırlamalar.

Programın müzik arasında Putumayo World Music , LAtin Jazz albumünden "Congo Mulence" parçası dinlenecek. Söyleyen Machito ve Cannonball Adderley!

30 Mart 2008

31 Mart 2008, Pazartesi, Açık Radyo konuğu: Alper Yeğin

31 Mart Pazartesi Bilgi Çağının Hukuku programının konuğu Bilgisayar Mühendisi Alper Yeğin... Yeğin'li programda (geçen son iki haftadır Av. Ömer Hızıroğlu ile üzerinde tartıştığımız) "Fikri Mülkiyet Diasporası" kavramının canlı bir uygulamasını konuşacağız. O da ABD'de Silikon Vadisi'nde 10 yılı aşkın bir zamandır çalışır ve "diasporadan" biri iken şimdi TR'e kesin dönüş yapmış. Kore kaynaklı bir telekom firmasına AR-Ge hizmeti veriyor. Keza bilgi çağı hukukunun alt yapısı olan bilgi ekonomisi ve onun ürünü "bilgi"nin özelliklerine de değineceğiz...
-Yeğin ile tanışmamız, bundan yıllar önce kendisi dahil, ABD'deki 4 Türk gencinin kurduğu "TeknoTürk" aracılığıyla olmuştu!-

Alper Yeğin, program arasında Kısmet adlı albümden, "Evlerinin Önü Boyalı Direk" şarkısının çalınmasını istedi!

19 Mart 2008

Açık Radyo'da 17 ve 24 Mart, 2008: Av. Ömer HIZIROĞLU

Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi Özel Yayını nedeniyle Bilgi Çağının Hukuku programı, geçen Pazartesi yayınlanmadı.
17 Mart Pazartesi günü, program konuğumuz Av. Ömer HIZIROĞLU idi. Onunla "Fikri Mülkiyet Diasporası"nı konuştuk. Hızıroğlu, Bilgi Çağı dergisinde aynı başlıkla ilginç bir makale yayınlamıştı.
Bkz:

Fikri mülkiyet diasporası
BİLGİ ÇAĞI - Çarşamba, 19 Mart 2008

24 Mart Pazartesi, aynı konuyu, Türkiye'de fikri mülkiyet hukukunun altyapısında yapılması gereken çalışmalar bağlamında sürdüreceğiz...

14 Şubat 2008

18 ve 25 Şubat Pazartesi Açık Radyo'da Leyla Keser Berber

18 Şubat 2008, Pazartesi günü konuğumuz Yrd. Doç.Dr. Leyla Keser Berber... Hrant Dink daavasının 14 Şubat'ta yapılan duruşması vesilesi ile "Türkiye'de bir ilk" başlıkları altında gündeme gelen duruşma salonunda "dijital konferans" konusunu tartışacağız...

25 Şubat Pazartesi'nin konusu ise "e-Sağlık" olacak...

11 Şubat 2008

4 Şubat ve 11 Şubat 2008, Açık Radyo'da Av. Ali Osman ÖZDİLEK...

Bilgi Çağının Hukuku programı, Av. Ali Osman Özdilek'i konuk ederek 4 Şubat'ta "Kişisel Bilgilerin Gizliliği"ni, 11 Şubat'ta ise Türkiye'de bu konuda ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıklarla bu bağlamda "Facebook" olgusunu ele aldı...
Özdilek, sonuncunun ve "MSN" gibi eşzamanlı iletişim kanallarının çok sakınımlı kullanılmadığı takdirde kişisel bilgilerin korunması açısından sakıncalar içerdiğini, ayrıca iş verimini de düşürdüğünü ileri sürdü...

4 Şubat programında Arno'dan "Fais Gaffe" ("Gaf Yap"!) -"French Bazaar" albumünden- , 11 Şubat'ta yine Arno'dan "Tout la Nuit" ("Bütün Gece") -"Jud de Box" albumünden- parçalarını çaldık...

22 Ocak 2008

AB Veri Bakanı: "IP ADRESLERİ KİŞİSEL BİLGİ SAYILIR"

AB hukukuna göre kişisel verilerin korunmasıyla yükümlü bir grup bürokrat IP adreslerini korunması gerekli "kişisel bilgiler"den sayıyor:
Haberin ayrıntısı burada!

17 Ocak 2008

21 Ocak ve 28 Ocak 2008,Açık Radyo'da: 5651 ve "Internet Cafe"ler...

5651 sayılı Kanun'un düzenlediği süjelerden "ticari amaçlı toplu kullanım sağlayıcılar", yani şimdiki halde "Internet Cafe"lerin durumunu 2 program mercek altına alıyoruz. Bugün yapılan kayıtlarda böyle bir yerin işletmecisi Metin Baltaoğlu ile yaptığımız söyleşiyi 21 Ocak Pazartesi, Füsun Sarp Nebil'in de katılımıyla yaptığımız ikincisini 28 Ocak'ta yayına alacağız...

Program aralarında Louise Attaque'dan "Revolver" ve "See You Later, Alligator" çalındı!

14 Ocak 2008

14 Ocak 2008, Pazartesi: Av. Kazım KOLCUOĞLU ile..

Bugün İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuğlu Açık Radyo'da canlı yayın konuğumuzdu.
Geçen hafta Ankara Barosu'nun düzenlediği 2008 Uluslararası Hukuk Kurultayı hakkında konuştuk. Kolcuğlu, bu Kurultay'da Bilişim Hukuku bölümündeki oturumlardan, 11 Ocak'ta yönettiği Çocuk Pornografisi başlıklı oturumda paylaşılan bilgileri özetledi. Özellikle Sylvia Mercado Kierkegaard'ın sunumu ve sunum teknikleri ilginçti... İçinde çocuk resmi bulunmayan görsellerle çocuk pornografisi hakkında örnekler veren S.M.Kierkegaard, konuşmasına başlarken "tutuklanmayacağımdan emin olmak istiyorum" demişti!
Daha sonra Kolcuoğlu'nun sorusu üzerine ben de aynı etkinlik kapsamında 10 Ocak'ta yönettiğim "Yabancı Mevzuatta Gelişmeler" başlıklı oturum hakkında özet bilgi verdim... Genel olarak Kurultay'ın artıları etrafında da konuştuk...
Ayrıntılar için bkz: http://www.ankarabarosu.org.tr/ / http://www.hukukkurultayi.org/2008.html


Arada yarın 106. yaşgünü kutlanacak Nazım Hikmet'in Ruhi Su seslendirmesi "Masallar"ını dinledik...

7 Ocak 2008

2008'in ilk programı'nda Av. Ali Osman ÖZDİLEK...

Bugün (7 Ocak 2008, Pazartesi) Açık Radyo'da Av. Ali Osman Özdilek, canlı yayın konuğumuz oldu.

Türkiye'de 2007'de bilgi çağının hukuku bağlamında önemli bulduğu konuları tartıştık. Bunlar; çocuk pornografisi operasyonu, Internet Bankacılığı konusunda Yargıtay'ın bankalara objektif sorumluluk yükleyen tutumu ve 5651 sayılı kanun idi... Sonuncuda Özdilek, kanun tasarısında bulunduğu halde, "Adli Bilişim Uzmanlığı" kurumunun kesinleşen metinde yer almayışını eleştirdi. FSEK ek Madde 4'de düzenlenen fikri mülkiyet ihlallerinin de bu kanun kapsamında ele alınabileceği yolunda bir de yorum yaptı...

"Internet ve Hukuk", "Bilişim Suçları ve Hukuku", "A'dan Z'ye Uygulamalı Sözleşme Örnekleri", "Çin Halk Cumhuriyeti'nin Dünya Ticaret Örgütü'ne Katılım Süreci Kapsamında Çin Malları ve Damping - Haksız Rekabet Düzenlemeleri", "Türk Asansör Hukuku" kitaplarının yazarı Özdilek, "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar"ın hukuki ve ekonomik boyutunu ele aldığı, yayın aşamasında olan bir de tezi var: "Tarımda Biyoteknoloji Kullanımı ve Patent Hakları"...

Arada Noir Desir'in "La Vent Nous Portera" parçasını dinledik.

24 Aralık 2007

E-ihale başlıyor - Hürriyet

E-ihale başlıyor - Hürriyet

24 Aralık 2007, Açık Radyo'da; Mete TEVETOĞLU ile 5651

Bugün Kadir Has Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Araştırma Görevlisi ve İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezi Başkanı Mete Tevetoğlu ile geçen hafta Baro'da yapılan 5651 sayılı kanun ile ilgili toplantıyı değerlendirmeye devam ediyoruz. Tevetoğlu o gün toplantının "web-casting" yoluyla canlı yayınını 7500 kişinin izlediğini söylüyor ve bundan böyle toplantıların bu yöntemle daha geniş sayıda izleyiciye iletileceğini vurguluyor. (Ben de Fusun Nebil Sarp'ın Turk.Internet.Com'da bu yöntemin seyahat v.b. gibi zorunlulukları ortadan kaldırarak karbon salınımını da azalttığı yolundaki araştırma haberine bir gönderme yapıyorum...)
Tevetoğlu, sonra 5651'e dönerek eleştirilerini sıralıyor...
-Arada Dee Clarck'tan "Hey Little Girl" parçasını çaldığımız fakat FSEK kısıtlaması nedeniyle kopyasına almadığımız- bu programı şuradan indirip dinleyebilirsiniz.
31 Aralık 2007'de de yılın son programını yine Tevetoğlu ile yaptık.
Kısa bir "genel değerlendirme" biçimindeki program şurada!
Arada çaldığımız parça ise Chubby Checker, "Limbo Rock" idi!

17 Aralık 2007

17 Aralık 2007, Açık Radyo'da: Kazım KOLCUOĞLU ve Gökhan AHİ ile...

Bugün "Bilgi Çağının Hukuku" programının canlı yayın konukları İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu ve Baro'nun Bilişim Hukuku Merkezi ve IvhP üyesi Av. Gökhan Ahi idi.
Onlarla geçen Cuma günü Baro'da yapılan 5651 sayılı kanun ile ilgili toplantıyı değerlendirdik.
Ayrıca Kazım Kolcuoğlu Baro'nun diğer sivil toplum örgütleri ile işbirliği içinde yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi...
Bahsi geçen toplantı "web-casting" yoluyla 9 saat boyunca Internet üzerinden canlı yayınlanmıştı ve bu da Baro tarihinde bir "ilk" idi. Toplantının düzenlenmesine öncülük eden Turk.Internet.Com yarından itibaren bu yayını şu sayfadan ve banttan izletecek!

14 Aralık 2007

5651 Toplantısı

Bugün (14 Aralık 2007, Cuma) Turk.Internet.Com, İvHP ve İstanbul Barosu işbirliğiyle Baro'nun Orhan Apaydın Konferans salonunda yapılacak 5651 sayılı kanun ile ilgili toplantı (programı burada ve şurada) SuperOnline tarafından "web-casting" yoluyla tüm gün canlı olarak yayınlanacak.
Fusun Sarp Nebil'in bu sabah bildirdiğine göre yayın şu web siteleri üzerinden izlenebilecek: http://www.turk.internet.com/ ve http://yayin.superonline.com/

9 Aralık 2007

3 ARALIK'TA Prof. Dr. Ülkü AZRAK ile BÜLENT TANÖR ANISINA YAPILAN TOPLANTININ DEĞERLENDİRİLMESİ...

3 Aralık 2007, Pazartesi günü Prof. Dr. Ülkü Azrak Açık Radyo'da canlı yayın konuğumuz olmayı kabul etti ve kendisinin de konuşmacılarından biri olduğu, Bülent Tanör anısına düzenlenen 30 Kasım Toplantısını değerlendirdik... (Aşağıda bu toplantıda tuttuğum notları bulacaksınız... Aynı toplantı ve Tanör hakkında Av. Fikret İlkiz'in de şurada bir yorumu var!)

Bahsi geçen toplantı, 4 Aralık 2001, Pazartesi günü, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin Haydarpaşa Kampüsü'nde "R Salonu"nda "ANAYASACILIĞIMIZIN 125 YILI (1876-2001)" başlığıyla düzenlenmiş ve Prof. Dr. Bülent TANÖR'ün katıldığı son bilimsel toplantı olanın içerik, yer, konu ve katılımcı profili bakımından adeta bir "replika"sıydı, başlığı ise "Bülent Tanör Anısına: Yeni Anayasa Arayışının Anlamı" idi...

Prof. Azrak, programın ilk yarısında, toplantıda ileri sürülen görüşleri özetleyip değerlendirdi. İkinci yarısında ise Bülent Tanör'le ortak anılarını paylaştı dinleyicilerle. (Bunları da aşağıdaki özette bulacaksınız. Ayrıca teknik soruları aşmayı becerebilirsem, pek yakında bu radyo yayınlarını buraya monte edeceğim ve yazılı özetlere gerek kalmaksızın buradan da dinlenebilecekler...) Arada yine çok sevdiği Eleni Karaindrou'dan bir parça yolladık Bülent Hoca'ya!

* * * * * * * * * * * * * * * * *

Marmara Hukuk Fakültesi öğrencileri, Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu, yurt içinden ve dışından meslekdaşları, yabancı gazeteciler ve sevenlerinin hınca hınç doldurduğu “R” salonunda yer alan toplantının Açılış’ında, önce Bülent Tanör’ün aynı mekanda katıldığı toplantıda yaptığı konuşma sırasında alınmış ses kayıtlarından pasajlar dinlendi. O sırada ekrandan da çeşitli fotoğrafları gösteriliyordu.

Daha sonra toplantıyı düzenleyenlerden Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof.Dr. Tahsin Yeşildere konuşma yaptı.


Yeşildere, "Öğrencilerini kucaklayan şimşek gibi gözleri vardı…" diyerek başladığı konuşmasında Bülent Tanör'ün yaşamını özetledi ve eserleri hakkında bilgi verdi.

Ardından toplantıya sağlık sorunu nedeniyle katılamayan Prof. Dr. Server Tanilli’nin konuşma metni okundu… Tanilli, aynı metni 30 Kasım 2007 tarihli Cumhuriyet’teki köşesinde de yayınlamıştı:


"BİR BAKIMA"
SERVER TANİLLİ

Bülent Tanör'ü Hatırlarken...
Bülent Tanör 'ün ayrılışının 5. yılındayız.

Nasıl da hızla geçip gitmiş zaman!

Ölüm, unutuluşu da beraberinde getiriyor. Ama bakıyoruz, dün gitmiş gibi! Onun belleklerde taptaze kalışı, kuşkusuz derslerinden, yazdıklarından, kitaplarından, kısaca arkaya bıraktığı fikri mirasından.

Saygın birkaç büyük anayasa hukukçumuzdan biriydi. Bugün de öyle: 1961
Anayasası'nın ortaya çıktığı ortamda, Tanör de yetişiyordu. Laik Cumhuriyet'in sağlam temellerine dayanan bir siyaset felsefesine köklerini salıyordu; ölünceye kadar da buna sadık kaldı.

Çoğumuz gibi, o da 12 Eylül'e ve onun 1982 Anayasası'na karşı çıktı ve bu tavrını hep sürdürdü. Bu reddiye ile beraber, yeni bir anayasanın örgörüsünü de işledi.

Özellikle TÜSİAD'a hazırladığı açıklamalı metin budur.

1990'larda iktidara geçen güçler, özellikle sosyal demokratların katıldığı koalisyonlar, bu birikimden yararlanıp 1982 Anayasası'ndan kurtularak yeni bir anayasayı hayata geçirebilirlerdi.

Olmadı ve bir fırsat -yazık ki- kaçırıldı.

Daha da korkunç olanı, yeni bir fırsatı, AKP'nin eline geçirmesidir. Sahnede olan, laik Cumhuriyete düşman bir "dinci oligarşi" dir. Anayasa adına ortaya koyacağı, bellidir.
Gözü kara bir halde, bir sonuç elde etmek için çırpınıyor ve yanlışlar içinde yürüyor. Konu, yurdumuz için yaşamsaldır ve şunlara dikkat edilmelidir.

*
Anayasada bir değişiklik yapmak, bizzat anayasanın koymuş olduğu bir usule uyularak gerçekleştirilir. Nitekim, şimdi yürürlükte olan anayasa, sıradan yasalardan farklı bir usul belirlemiştir. Anayasanın "gözden geçirilmesi" ya da kısaca "değiştirilmesi" de denir buna.

Bir de toplumda büyük siyasal olayların sonucu, yeni bir anayasa yapmak gerekir: Bu halde, yeni anayasayı, apayrı bir "kurucu meclis" ortaya koyar. Bizde, 1961 ve 1982 anayasaları böyle elde edilmiştir ve bir gelenek kurulmuştur.

Günümüzde, söz konusu olan da, var olan anayasanın gözden geçirilmesi değil, baştan sona yeni bir anayasanın yapılmasıdır. Yapılması gereken de, bir kurucu meclisi yaratmak için harekete geçmektir; geleneğimiz de bunu gerektiriyor.

Gördüğümüz ise ne?

AKP, birkaç ay önce, bir grup akademisyene hazırlattığı bir anayasaya yapışmış, orasından burasından çıkarıp tartışmalara sunuyor. Yakın günlerde metin de yayımlandığında göreceklerimiz, başta şunlar olacak:

Yeni taslakta, AKP'nin başta dinci istemleri geliyordur ve laikliği çiğneyecektir:
Türbana üniversitenin kapıları açılıyordur; okullarda din dersleri devam ediyordur.
İmam hatip okullarından çıkanlara yeni görevler peşkeş edilirken, Kuran kursları da "din özgürlüğü" adı altında daha da açılıp serpilecektir.

Şu günlerde üstüne yürüren "yargı bağımsızlığı" daha da budanmış olacaktır.

"Liberal anayasa" aşkıyla, "piyasa güçleri" nin önü daha açılmış, "sosyal devlet" bir kez daha çökertilmiş olacaktır...

*

1961 Anayasası'ndan başlayarak, yeni bir anayasa yapmak, tekrarlamış olalım, anayasa hukukumuzda bir kurucu meclisin eseri.

Yeni bir anayasa için, AKP, niçin bu fikre uzak sularda yüzüyor?..

Yüzüyor, çünkü AKP, üstelik bir seçimden çıkmış, yeni Meclis'te bir tekel kurmuştur; o tekel, bir de liderin sultası altındadır. Böyle bir ortamda, yeni anayasaya damgasını vuracak olan budur. Hele hele "zorunlu din dersi" ve "türban " gibi dikenli sorunlarda, Erdoğan işareti verecektir. Tartışmalar bunları da aşıp "laiklik" in asıl ilke maddesine geldiğinde, Erdoğan fütur etmeden kararını belli edecektir.

İşte, AKP'yi birden yeni bir anayasaya götüren bu ortam, bu iklimdir!

Özetle, yapılması gereken, yeni anayasanın hazırlanmasını, bugünkü Meclis'ten beklenmeyerek konuyu, ayrı bir ortama, ayrı bir kurucu meclis seçip, ona havale etmektir. Çağdaş nitelikte ve yurdumuzun ihtiyaçlarına yanıt verecek bir anayasaya böyle kavuşabiliriz; bu olmadığında, ortaya AKP'ye uygun bir "helal anayasa" çıkacak ve onunla da olsa olsa, aziz Cumhuriyetimize "rahmet" okuyacağız.

Dikkat, işte böyle tehlikeli bir noktadayız!
* * * *

Daha sonra Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun yönetimindeki Panel’e geçildi. İlk konuşmacı Bülent Tanör’ün vaktiyle avukatlığını da yapan Prof. Dr. Fazıl Sağlam idi.

“Türkiye’deki Anayasal Birikim ve Tanör’ün Anayasa Çalışmalarına Katkısı” başlıklı bir bildiri sunan Sağlam; “İstanbul Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Kürsüsü bir ekol idi, Bülent Tanör de o ekolün tarihini temsil ediyordu” dedi. “ Ne zaman ‘Bugün bir bilimsel konuşma yapmayacağım’ diyerek söze başlasa da bu salonda yaptığı son konuşmasında da olduğu gibi, verdiği mesajlar bilimin süzülmüş içeriğiyle dolu olurdu” diyen Sağlam, Tanör’ün hastalık döneminde bile çok daha sağlıklı olanlardan daha çok çalıştığını belirtti. Onun “Türkiye’de Yerel Kongre İktidarları” ve “Kurtuluş Kuruluş” kitapları okunmadan devrimlerin sevilemeyeceğini, Türk ulusalcılığının ne olduğunun anlaşılamayacağını söyleyen Sağlam şöyle devam etti:

“O eserleriyle yaşayacak ve hep saygıyla anılacak. Fakat şimdi nereye geldik? Bir yanda Bülent Tanör, bir yanda tüm kazanımlarımızı bir partinin menfaati için harcayan anayasacılar! Hey koca Bülent, bak, nereye geldik! ‘Kadın’I anayasa’da nereye koyuyorlar, toprak mülkiyetini nasıl çıkarıyorlar, çevre hakkını kaldırıp nasıl başka yerlere aktarıveriyorlar… Bunları birer temel hak olmaktan çıkarma, AKP iktidarının tek başına iktidara gelmesinden sonra orman olmaktan çıkarılan arazilerde olduğu gibi, iktidarı mali kaynak tahsisindeki önceliklerin etkisinden kurtarmak için yapılıyor. Çoğulcu demokrasi, çoğunlukçu demokrasiye dönüştürülüyor… Bunları üstelik Venedik Komisyonu üyesi de olan bir bilim adamı başkanlığındakiler nasıl yapıyorlar? Bu yeni anayasa değil, teknik bir hizmettir, dahası bir sivil darbe hazırlığının anayasal portresidir.”

Daha sonra söz sırası Tanör’lerin Cenevre Hukuk Fakültesi’ndaki meslekdaş ve dostları olan Prof. Dr. Andreas Auer’deydi. “İsviçre Anayasasını Nasıl Yeniledi?” başlıklı bildirisini sunmadan önce, “Ben burada ne arıyorum? Ben buradayım çünkü ben Bülent ve Öget’in İsviçre’deki en yakın dostlarından birisiydim” diyen Auer; esprili bir dille ilk tanışmalarını anlattı.

“Onlarla ilk tanıştığımızda Öget’in bana inanılmaz bir saygılı tavır gösterdiğini farkedip doğrusu biraz da şaşırmıştım. Ben onlar gibi genç ve devrimci bir asistandım sadece. Fakat sonra bunun nedeni anlaşıldı. Öget beni, soyadı benimkine çok benzeyen ve O yıllarda çok saygın ve ünlü bir Anayasacı sanarmış. Sonra dostluğumuz çok uzun yıllar aynı sıcaklıkta devam etti, işte o yüzden de şimdi buradayım.”

Auer, Türkiye’de yeni anayasa konusundaki tartışmanın “-eklerle- yenileme mi?” yoksa “tümden değiştirme mi?” noktasına odaklandığını öğrendiğinden bahisle anayasaların zamana uyarlanmasındaki yöntemler hakkında kısa bir bilgi verdi. Bu tartışmanın esasen ABD anayasasını hazırlayan Jeffersson’a kadar uzandığını, Jeffersson’un; daha 17. yüzyıl sonunda, “gelecek kuşakların anayasalarını anlamaya hakları olduğu”nu söylediğini vurguladı. Auer, İsviçre’de prosedürlerin farklı olduğunu ancak hangi yol seçilirse seçilsin, sonunda bir referanduma başvurmanın şart olduğunu belirtti. İsviçre Anayasası’nın 1848 ve 1999’da iki başarılı total yenileme geçirdiğini, ama 47 kez eklerle yenilendiğini, neredeyse yılda bir yada iki kere bunun tekrarlandığını söyledi. Auer, İsviçre’de prosedürlerin ağırlığı yüzünden anayasayı baştan yazıp, yepyeni bir görünüm kazandırmanın imkansız denecek kadar zor olduğunu vurgulayarak, 1992’de gündeme gelen “toptan değişim” konusunda hükümetin çareyi konuyu “paketlere bölmek”te bulduğunu belirtti. Buna göre, İsviçre Anayasası; “Demokrasi Paketi”, “Federalizm Reformu” gibi paketlere bölünmüş ve sonra devlet sistemi içinde farklı organların devreye girmesiyle varılan çözümler bir araya getirilmiş. Anayasalardan tıpkı bir “canlı” gibi sözeden Auer, “Anayasalar genellikle karışık metinlerdir, çünkü onların da kendi yaşamları vardır. Mesela bizim anayasamızı elinize alıp roman gibi okuyabilirsiniz. Özellikle ilk maddeler son derece güzel metinlerdir. Ama değişiklik maddelerinin ne olduğunu anlamak zordur” dedi.

“Türkiye, Anayasasını Nasıl Yenilemeli? Tanör’ün Yanıtı” başlıklı bildirisini sunmak için söz alan Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu, “Ben Bülent Ağabeyimi çok özledim” diyerek söze başladı. “Onun her eseri birşeyleri silkelemiştir” diyen ve bu görüşünü O’nun kitaplarından örneklerle destekleyen Yüzbaşıoğlu, son anayasa değişikliği arayışları konusunda oluşan gruplara katılmama kararı aldığını da belirtti.

“Bülent Tanör yaşasaydı bu konuda ne düşünür, ne derdi?” sorusuna yanıt ararken, aslında Tanör’ün, bu soruya cevabını, 2000 yılında, ODTÜ Mezunlar Derneği’nin “Baraka” dergisinin Mart-Nisan sayısında yayınlanan bir röportajda bizzat vermiş olduğunu söyleyen Yüzbaşıoğlu, daha sonra “Bulunca, soluksuz okudum” dediği, Sivil Anayasa- “Anayasamı İstiyorum” girişimi hakkında, Yurdagül Erkoca’nın yaptığı "o röportaj"dan pasajlar okudu.
“Halk kuyrukçuluğu’ diye bir kavram vardır, ‘halk dalkavukluğu’ da çoğunluk diktasına yol açabilir, tehlikelidir. Halkın her dediği de iyi değildir” diyen Bülent Tanör’ün Erkoca’ya verdiği temel mesaj “Anayasayı halk yapmaz, yapamaz. Anayasayı hukukçular ve uzmanlar yapar” idi. Tanör, bu girişimi hiç desteklemediği gibi, “Türkiye’nin acil ihtiyacı demokratikleşme olduğu için” bu işe kalkışmanın “stratejik bir hata” olduğu görüşündeydi.
Yüzbaşıoğlu, Bülent Tanör’ün “61 Anayasası mümtaz bir anayasadır” diye düşündüğünü vurgularken, “Yeni anayasa için kuvvet biriktirmek zordur, 1991’de tüm partiler ‘Yeni anayasa’ diye seçime gittiler ama sonra balon söndü” diyerek sözlerini bitirdi...

II: OTURUM

Prof. Dr. Jean Marcou: “Türkiye’nin Deneyimi, Yeni Bir Anayasa İçin Yeterli mi?”

Marcou tam bir "diplomat" gibi konuştu:
“Türkiye’de gerçek bir anayasal tartışma yaşanıyor ancak Türkiye’nin bu alandaki tecrübesi çok fazla o yüzden şimdi de bu anayasayı değiştirebilir. 1924’te ilk kez güçlerin ayrılığını hayata geçiren bu ülke, Anayasa Mahkemesini İspanya ve Portekiz’den daha önce kurmuştur. Anayasal kültür bir avantaj ama zayıf kaldığı noktalar da var. Nitekim bu son değişiklik paketi başkanlık sistemine geçiş niyetinden dolayı gündeme gelmiştir. Dolayısıyla demokrasinin kurumsal dengeleri açısından çok tartışılır. Türkiye’deki anayasal problem bu yüzden kurumsal değildir. Bununla birlikte bu anayasayı Türkiye başarıyla yenileyebilir.”

Prof. Dr. Yılmaz Aliefendioğlu: “Yargı Bağımsızlığının Anayasal Gerekleri”

Eski Anayasa Mahkemesi üyesi iken bu görevinden ayrıldığında Bülent Tanör'ün, “Peki Yılmaz Bey, artık muhalafet şerhlerini kim yazacak?” dediği Prof. Dr. Aliefendioğlu konuşmasına yargı ve bağımsızlığın anayasal gerekirlikler olduğunu vurgulayarak başladı. Yargılamanın amacı adalete ve gerçeğe ulaşmak olduğu için yargının yansız olması gerektiğini, bu yansızlığın, “yargının yasama ve yürütme karşısındaki bağımsızlığı olduğu kadar yargıcın kendisi karşısındaki bağımsızlığı” anlamına geldiğini de vurguladı. Anayasa Mahkemesi'nin yorumlarının ve red gerekçelerinin de onun “karar”ları kapsamında olması gerekçesiyle "bağlayıcı" olduğuna değindi. “Doğal hakim- kanuni hakim ikileminde anayasal düzenlemenin doğal hakimden yana olmasını yeğlediğini” sözlerine ekledi.


Prof. Dr. Azrak: “Anayasa’yı Yenilemek İçin Yürütülen Sivil Çalışmalar”

Prof. Azrak sözlerine şöyle başladı:

“Bülent Tanör ile 4 kez yollarımız kesişti. Birincisinde ben genç asistandım, o öğrencimdi. Dersleri o parlak bakışlarıyla izler, dersten sonra arka taraftaki çalışma odasında hocamız Sıddık Sami Onar’a en zeki soruları sorardı.
İkincisinde ben kıdemli, Bülent Tanör genç asistan olarak meslekdaş olduk. O dönemde İşçi Partisi’ne yakındık. O, ben ve Yücel Sayman, Trakya’daki köylere gidip, köy kahvelerinde halkı aydınlatmaya çalıştık. Şu son oy dağılımlarına bakılırsa çalışmalarımız işe de yaramış galiba!
Üçüncüsünde YÖK bize Diyabakır’a gitmeyi önerdi. Şu anda sağımda oturan kişi, Prof. Kaboğlu, o sırada orada bütün dersleri tek başına yapıyor, hatta bu yüzden doçentlik tezini yazacak vakit dahi bulamıyordu. Bülent’le ikimiz gitmeye karar verdiğimizi belirten dilekçemizi YÖK’e verdik. Sonra reddettiler. Nitekim 3-4 ay sonra Bülent 1402’lik oldu…
Dördüncüsünde de yine üniversite yönetimi ile karşı karşıya geldik. Bülent’in kürsüsünde yetkin olmayan bir elemanın yardımcı doçent yapılmaya kalkışılması yüzünden. Ben o elemanın bilimsel yeterliliğine delil olacak işlerinin tümünü inceledim ve hatta idare mahkemesinde dava açtık. Bülent ölmeden bu kararın iptalini gördü ama Danıştay’daki faslını görmedi. Sonradan 'bu Bülent Tanör’ün davası değildir, burada kamu yararının savunulması sözkonusudur' dedik…
Şimdi 'sivil çalışmalar' konusuna dönersek… Bu sivil lafından hiç bu kadar nefret etmemiştim. Bülent Tanör bu kavramı çok doğru kullanırdı. Oysa bugün karşımızdaki metin o 'sivil şey'in ürünü ve bunun kadar kötü bir anayasa metni Türkiye’de hiç yazılmadı.
Bu bakımdan Bülent Tanör’ün sivil anayasa konusunda dediklerine katılıyorum. Halk yapamaz anayasayı… Halkın oylarının nasıl manüple edildiğini hepimiz biliyoruz. Fransız anayasası da halkın oylarıyla kabul edilmişti, fakat Fransızlar kendi anayasaları için 'De Gaulle’in üzerine biçilmiş bir üniformadır' derler…
Yeni anayasalar ne zaman yapılır? Avrupa’da genellike savaşlardan sonra yapılmıştır. Alman Weimar Anayasası, sonra Alman Bonn anayasası… Fransız ve İtalyan anayasaları gibi… Bunlar savaş sonrası ve 'rehabilite edici' anayasalardır. Bir de diktatörlüklerden kurtulduktan sonra yapılan anayasalar var. İspanya, hatta Yunan anayasası gibi.
Bugün bu bağlamda Türkiye’de yeni bir anayasa yapılmasının koşulları kesinlikle yoktur. Zaten 1982 Anayasası’nın düzelmesi için 4-5 konu kalmıştı…
Bugün karşılaştığımız şey tam bir anayasa sefaleti…
Başka çalışmalar yok mu? Var. Bülent Tanör’ün de katıldığı birkaç çalışma yapıldı. 2000’li yıllarda Barolar Birliği’nin çalışması örneğin. Biz bunun üzerinde 2003’e kadar çalıştık. Sonra 2 taslak daha çıktı. Bunlar bizim çalışmalar esas alınarak yapılmış metinlerdi… Şu sıra 3. olarak DİSK’in öncülüğünde bir anayasa inisiyatifi daha var, 'daha iyi bir anayasa nasıl olmalıdır?' konusunu araştıran…"

Daha sonra PANEL’in tartışma bölümüne geçildi ve toplantı sona erdi...

26 Kasım 2007

5651 TOPLANTISI: 14 ARALIK 2007, İSTANBUL BAROSU'NDA...

5651 sayılı kanun ile ilgili olarak İstanbul Barosu, Turk.Internet.com ve İVHP işbirliği ile 14 Aralık 2007, Cuma günü İstanbul Barosu'nda bir toplantı yapılacak...Amacı yönetmeliklerinin de tamamlanmasından sonra 27 Kasım 2007'de yürürlüğe giren 5651'in çok yönlü tartışılması olan "Toplantı"ya bu Kanun'un uygulayıcıları, kanunun düzenlediği (çevrimiçi yayıncılar, Internet erişim sağlayıcıları, yer ve toplu kullanım alanı sağlayıcılar) alanların temsilcileri ve hukukçular katılıyor...Gelişmekte olan program hakkında Turk.Internet.com'un bu konu ile ilgili web sayfasından ya da info@turk.internet.com adresinden bilgi alabilirsiniz...

23 Kasım 2007

BİLGİ’de ESKİ BAŞKANDAN İNSAN HAKLARI DERSİ

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski başkanı Prof. Luzius Wildhaber’ı konuk ediyor. Wildhaber 27 Kasım- 6 Aralık tarihleri arasında konuk öğretim üyesi olarak BİLGİ’de ders verecek.

1998-2007 arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanlığı’nı yürüten Luzius Wildhaber’ın yürüteceği seminer derslerinde; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sistemi ayrıntılı olarak incelenecek ve bazı hak ve özgürlükler üzerine özel tartışma oturumları gerçekleşecek. Derslerde; Avrupa Konseyi’nin yeni üyelerle büyümesinin sonuçları, demokrasinin günümüzdeki sorunları, çokkültürlülük ve terörizm konuları Avrupa insan haklarını koruma sistemi çerçevesinde tartışılacak. İngilizce olarak gerçekleşecek seminerlerde, Avrupa’da insan haklarının korunmasına ilişkin reform tartışmalarına da değinilecek.

Prof. Luzius Wildhaber kimdir?

Basel Üniversitesi (İsviçre), Paris Üniversitesi (Fransa), Heidelberg Üniversitesi (Almanya), Londra Üniversitesi (İngiltere) ve Yale Üniversitesi (A.B.D.) gibi kurumlarda akademik çalışmalar yürüttü. İsviçre Federal Anayasası’nın Bütünüyle Gözden Geçirilmesi Komisyonu Baş Koordinatörlüğü, İsviçre Uluslararası Hukuk Topluluğu Başkanlığı, Basel Üniversitesi Rektörlüğü görevlerini üstlenen Wildhaber; 1998-2007 yılları arasında ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanlığı görevini sürdürdü. Yayımlanmış 9 kitap ve 200’den fazla makalesi bulunuyor.

27 Kasım- 6 Aralık 2007
İstanbul Bilgi Üniversitesi
Dolapdere Kampüsü
Kurtuluşderesi Caddesi No: 47
Dolapdere

Halkla İlişkiler: Arzu A. Girgin 0212 311 73 60 aaslan@bilgi.edu.tr
Ceren Nefes 0212 311 73 61 cerenn@bilgi.edu.tr

17 Kasım 2007

19 ve 26 Kasım Pazartesi, Açık Radyo'da: Prof. Dr. Öget Öktem TANÖR ile "BÜLENT TANÖR ÖZEL PROGRAMI"




Açık Radyo'da Bu Pazartesi (19 Kasım) yayınlanan ve 26 Kasım Pazartesi yayınlanacak Bilgi Çağının Hukuku programlarını 28 Kasım 2002'de aramızdan ayrılan saygıdeğer Prof. Dr. Bülent TANÖR'e ayırdık... Konuğumuz onun eşi ve arkadaşı nöro-psikolog Prof. Dr. Öget Öktem TANÖR.

Öget Öktem Tanör'ü, -bizler İ.Ü.Hukuk Fakültesi öğrencisi iken- tıpkı Bülent Tanör gibi Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı kürsüsünde Anayasa Hukuku asistanı olarak tanımıştık. Sonra "nasıl olup da bilim dalı ve meslek değiştirdiğini" sorarak başladık programa. Hukuk öğrenirken bile aklı ve yüreği "tıp"ta olduğu için sıkça Tıp fakültesinin derslerini dinlediğini, 1968'de tamamen bu alana geçtiğini öğrendik. Öget Hanım'a onun gidişinin ardından (5 yıl içinde) biri Legal'den, diğeri Oğlak yayınları'ndan Mehmet Alkan'ın editörlüğünde) iki armağan kitabı birden çıkarıldığını, "söyleyecek sözü olanların daha da çok olduğu"nu anımsatınca, bunu dost ve öğrencilerinin "vefa"sına bağladı ve onlara teşekkür etti. Esasen onların 30 Kasım 2007'de, -Bülent Tanör'ün katıldığı son bilimsel toplantı orada olduğu için- Marmara Üniversitesi'nde bir de "5. Yıl Anma" programı hazırladığını, yıllar önce Cenevre'de birlikte çalıştıkları Prof. Dr. Andreas Auer'in bunu duyunca kendi olanakları ile bu toplantıya katılacağını da ekledi. (Ayrıntılı programı aşağıda bulacaksınız, Sayın Gürhan Ertür'e bugünkü yayının hemen ardından bu belgeyi gönderdiği için çok teşekkürler. A.T)

Sonra doğum yılı olan 1940'dan alarak Bülent Tanör'ün yaşam öyküsüne geçtik. Beylerbeyi'nde doğup, yoğun ilgi, sevgi ve İstanbul kültürü ile büyüdüğü, aile içinde başlayan genel kültür eğitiminin Galatasaray Lisesi'nde en çok sevdiği Fransızca, Felsefe ve Sosyoloji ile pekiştiği yıllar... Fen dersleriyle pek başı hoş olmayan Tanör'ün Doçent hatta Profesör olduktan sonra bile arasıra gördüğü kabus ile karışık rüya; "akademik barajı geçtiğinin kesinleşmesi için GSL'den eksik kalan fizik sınavına girmesi gerektiği" !

"Beylerbeyi Kültür Cemiyeti"ne katkıları... Arkadaşı Onur Öymen ile birlikte bir yaz tatilinde Alucra ilçesinin "Yukarı Zaapa" köyüne alfabelerle gidip köylü çocuklarına okuma yazma öğretmeleri... Babasının ataşe-militer olarak atanmasından sonra yaz tatillerinde gittiği Belgrad'da Yugoslav gençlerinin yol ve tünel yapımı projelerinde çalışmalarından nasıl da etkilendiği... Yıllar sonra Öget Hanım ile birlikte o tünellerden geçerken bunu anımsaması... Sonra yine beraberce gidip o yıllardaki ilk romantik aşkının kapısını çaldıklarında artık evlenip bir de çocuk annesi olan zamanın balkanlı genç kızının bir saniye içinde "Aaa, Bülent" diye onu tanıması...
İstanbul Hukuk Fakültesi'nde Öget Hanım yeni asistan olmuşken, Anayasa Hukuku sözlü sınavında sırasını kaçırıp sonradan alındığı sınavda herkesi olağanüstü etkileyen Bülent Tanör'ün
1964'de Kubalı kürsününe asistan oluşu...

Bugünkü ilk programda geldiğimiz yer burası... Arada onun çok sevdiği bir Türkçe tango çaldık; Şecaattin Tanyerli'den "Yıllar Var ki"!

******************************************************
26 Kasım 2007, Pazartesi
Kaldığımız 1964 yılından alarak Tanör'ün yaşam öyküsüne devam ettik.
1969'da Doktor, 1977'de doçent ve 1992'de profesör oluşu...
Eserleri...
Son yıllar malum, daha çok üzücü anılar içeriyordu...
Görevden uzaklaşmak zorunda kalmalar, geri dönüşler, Cenevre, Paris, İstanbul...
1402'lik olma durumu...
Öget Hanım, Armağan kitaplarda kendine ait bölümlerde B.Tanör'ün "karakter özelliklerine değinmediğini ancak yaşam öyküsünü özetlediğini" vurgulamıştı. Ben yine de bir adım atıp, başına gelen üzücü durumlarda O'nun bir insan olarak nasıl tepki verdiğini sordum...
Yanıt, "canının sıkıldığı, ama amaçladığı yolda ilerleme bağlamında daha çok kamçılandığı" oldu...
Bu programda Eleni Karandriou'nun "Adagio"su ile ara verdik...
İkinci yarıda çok da ilginç bir haber verdi Öget Hanım. Tanör'ün Türkiye'deki Anayasa hukukçularını mercek altına aldığı çalışmasının "Padişah Albümleri" başlığıyla yakında basılacak olması! Hatta Tanör'ün kendisi de kitapta yer alıyor. Bir anayasa hukukçusu kimliğiyle Tanör'ü, -ikinci armağan kitabını hazırlayan- Mehmet Alkan yazmış...
Programın sonuna doğru, Öget Hanım'ın aklına, yine onun bir "karakter özelliği" geliyor... Tanör'ün artık iyice canının sıkılıp "istifa" etmeye karar verdiği günler... Bir akşam kapı çalınmış, postacı çok kalın bir zarf getirmiş. Zarfta Tanör'ün diploma alan öğrencilerinden gelen resimler ve her birinin törenden sonra ona teker teker yazdığı mektuplar var. Bunları okurken çok duygulanan, hatta göz yaşlarını tutamayan -burada Öget hanım, "onun ağladığına hiç tanık olmamıştım o ana kadar" diye altını çiziyor- Bülent Tanör, o akşam istifa etmekten vazgeçiyor. "İşte o kadar bağlıydı öğrencilerine, onlara duyduğu sevgi, kendi kişisel sorunlarından önce geliyordu, bunu paylaşmak istedim şimdi" diyor Sayın Öget Öktem Tanör...
O'na "merhum" filan gibi lafların hiç yakışmadığını, onun bir "olumluluk kavramı" olarak hep "varolduğu"nu söylüyor ve teşekkür ediyorum...

** * * * * * * * * * *
Bülent Tanör Anısına düzenlenen toplantıyı tekrar anons ederek programı kapatıyoruz...
* * * * * * * * * * * *
Sonra birlikte Taksim'e doğru yürürken, Hocamız yaşarken ona yapılan haksızlıkları protesto için açtığım çevrimiçi dilekçeden sözediyorum... Anımsıyor... Sonra dimdik yoluna devam ediyor... Kendi öğrencilerine doğru...

10 Kasım 2007

12 Kasım 2007, Pazartesi, Açık Radyo'da TUNCER ÜNEY

Atatürk'ten sonra bu ülkenin güzel ve aydınlık insanları nedense hep Kasım ayında bizden ayrılıyorlar...

Internet ve Hukuk Platformu'nun Koordinatörü, Türkiye Bilişim Vakfı'nın Projeler Koordinatörü, Matematikçi ve bilişim dünyasının alçakgönüllü, fakat büyük emekçisi, Türkiye Bilişim Ansiklopedisi'nin baş editörlerinden Tuncer Üney de 2005 yılının 10 Kasım'ında elim bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrılmış, 12 Kasım'da da İstanbul'da toprağa verilmişti...

Onun soylu duruşuna yakışır bir anma töreni düzenleyemedik bu yıl, ama yine de onun anısına bir gönderme yapmak istedik...

12 Kasım 2007, Pazartesi günü Açık Radyo'da yayınlanacak "Bilgi Çağının Hukuku" programını ona ayırdık.
Pazartesi sabahı 10.30'da yayına (FM 94.9) girecek programda, Tuncer Bey ile 2002 yılında ve yine bir Kasım günü Açık Radyo'da "e-devlet" konusunda yaptığımız bir röportajı (saygıdeğer ailesinin de izniyle) aynen yayınlayacağız.

Programı dinlerken (İstanbul dışındakiler http://www.acikradyo.com.tr/ üzerinden erişebilir, haftaya da çözülmüş metni buradan paylaşacağız sizlerle) Tuncer Bey'in bundan 5 yıl önce söylediklerinin çoğunun, bugün bile hala güncelliğini koruduğuna tanık olacaksınız... Örneğin sokak adlarının gelişigüzel değiştirilmesinin "bilgiyi öldürmekle eşdeğer" olduğunu belirtmiş. (Nüfus Kanunu vesilesiyle geçen yıldan bu yana yapılan kapı numarası değişikliklerini görseydi nasıl yorumlardı acaba?) Keza Tarihi Kentler Birliği ve Türkiye Bilişim Vakfı işbirliğiyle yapılması planlanan, TKB üyesi belediyelerin e-devlet hizmetlerini kolaylaştırma çalışmaları heyecanla anlatıyor... Hele "devlet" kavramımıza egemen ve değişmesi gerektiğinin altını çizdiği iki paradigmadan da sözetmiş ki bunlardan biri; "her bireyi potansiyel suçlu olarak görme ve düzenlemeleri buna göre tasarlama", şu son günlerdeki uygulamalarla hala "yüzdeyüz" örtüşüyor...
------------------------------------------------
Tuncer Üney ile 25 Kasım 2002'de yaptığım ve bu yıl 12 Kasım'da yine Açık Radyo'da aynen yayınlanan söyleşinin tam metni:



“İnternet ve Hukuk”
25 Kasım ’02 – Pazartesi 16.30 -17.00 -
Hazırlayan ve sunan: Avniye Tansuğ

Avniye Tansuğ: İyi haftalar Açık Radyo’nun sevgili dinleyicileri. İnternet ve Hukuk Programı’nda bugün, İnternet ve Hukuk Platformu Koordinatörü, aynı zamanda Türkiye Bilişim Vakfı Projeler Koordinatörü Tuncer Üney bizimle. Hoş geldiniz Tuncer Bey.

Tuncer Üney: Hoş bulduk, teşekkür ediyorum.

AT: İyi haftalar diliyorum size de. Bugün Tuncer Bey’le e-devlet, e-belediye ve genel anlamda devletin yeniden yapılanması konularına değineceğiz ama bir noktada odaklanacağız ve oradan söz İnternet ve hukuk kavramlarına geçecek. Demin, programdan önce Drama’dan bahsediyorsunuz, Drama Köprüsü’nden, enteresan bir anıydı, isterseniz oradan girelim programa, ne dersiniz?

TÜ: Tabii, olabilir. Benim ilgilendiğim bir konuyla dolaylı olarak ilişkilendirdiğim için onu bir anekdot olarak anlatmaktan memnun olurum gerçekten. Türkiye Bilişim Vakfı’nın Yunanlılar’la kurduğu bilişim alanındaki işbirliği platformları çerçevesinde, Selanik’teki toplantılara gidip gelirken, ki arabayla gidip geliyorduk o zaman, yol üstünde “Drama” sapağını farkettik, yaklaşık anayoldan 20 km. kadar içeride bir yermiş. Drama, bizim kültürümüzde, türkülerimizde geçen bir tarihi Türk kenti olması nedeniyle dikkatimizi çekti ve gidip görmekistedik. Oraya gittiğimizde, türküde Dramalı Hasan’ın adının geçtiği köprüyü merak ettik, acaba hala duruyor mu, görebilir miyiz, diye. Orada tabii ki bize rehberlik edecek kimseyi bulamadık, o kısa ziyaretimiz sırasında, çok fazla da bilgi alamadık ama çok güzel bir mekanda, bir kaynak suyunun üstünde, küçücük bir köprü gördük...

AT: Bir “Drama Köprüsü” buldunuz yani...

TÜ: “Herhalde orasıdır” diye kendi kendimizi teselli ettik ama beklentilerimize de uyan bir köprü olmadığı için biraz üzüntü duyduk. Bu konuyu açmamın nedeni de şu, yerel yönetimlerin isimlendirme konusundaki çalışmalarıyla ilgili. Bu konu benim bundan önceki dönem yerel yöneticilerin seçimiyle dikkatimi çeken bir konu oldu.

AT: Mesela, pardon, sokak adı değişiyor, mekanlar değişiyor, meydanların adları değişiyor, bunu kastediyorsunuz, değil mi?

TÜ: Evet, evet, bunu kastediyorum. Tabii ki belediye yeni yaptığı bir takım alanlara, sokaklara, caddelere, anıtlara, köprülere yeni isimler verebilir, ama, benim bilişim açısından önemli gördüğüm konu, eskiden verilmiş isimlerin değiştirilmesi. Hatta öyle bir haber yansıdı ki gazetelere, seçimlerden sonra, bir kentimizde yeni gelen belediye yönetimi şehirdeki bütün isimleri, sokak adlarını filan değiştirmeyi kararlaştırmış, belediye meclisi böyle bir karar almış ve bu benim çok canımı sıkmıştı. O nedenle konuyla o günden beri yakından ilgileniyorum.

AT: Peki siz, Türkiye Bilişim Vakfı olarak da bir girişimde bulunmuş muydunuz, bu konuda?

TÜ: Hayır, maalesef, bu konuda Vakıf olarak bir girişimde bulunmadık ama ben kişisel olarak bu konuyla ilgili gelişmeleri takip ediyorum ve bunu bu şekilde uygun ortamlarda dile getirmeyi düşünüyordum, bana bu fırsatı verdiğiniz için size teşekkür ederim. Gerçekten bu, bilgiyi öldürmek anlamına geliyor, yani bir eski sokağın adını, bir meydanın adını ya da bir tarihi eserin adını değiştirerek ona yeni bir ad vermek, bu bilgiyi öldürmek anlamına geliyor, kentin tarihini de öldürmek anlamına geliyor. Çünkü bu bilgi, kimse o bilginin hangi kitapta, hangi haritada, hangi anıda, hangi gezi notlarında, hangi turizm rehberinde, edebiyatta o şekilde geçtiğini bilemez. Siz o ismi değiştirmekle, tümüyle burada, bu ana kadar arşivde yer almış bütün bu bilgilerin hepsini öldürmüş oluyorsunuz. Bu, bence, bilginin katledilmesi anlamına geliyor ve bu açıdan bu konuyu çok önemsiyorum. Yerel yöneticilerimize önerim, gerçekten bu konuda çok titiz davranmaları, eski verilmiş isimler ne olursa olsun, onu aynen korumalarıdır. Yeni yapacakları şeylere tabii ki istedikleri isimleri verebilirler, onda hiçbir sakınca göremiyorum.

AT: Tarihi Kentler Birliği üyesi Çanakkale, bu konuda bir proje başlattı, biliyor musunuz? Sokak adlarından kent kültürünü analiz etmeye çalışıyorlar. Gidebildikleri kadar derine inip, Ahmet Bey Sokağı mesela, basit, neden Ahmet Bey Sokağı, Ahmet Bey kimmiş, neymiş, ne yapmış, ne etmiş, gibisinden...

TÜ: Çok güzel, çünkü bu, kentin tarihi demektir.

AT: Kimliği...

TÜ: Kimliği demektir, dolayısıyla hem kentinizin kimliğini yok ediyorsunuz, hem de o bilgilere erişilmesini önlemiş oluyorsunuz.

AT: Tuncer Bey, Avrupa Birliği açısından da bu konu çok önemli, biliyorsunuz. Şimdi son çıkan bir direktif var, kesinleşmedi henüz, o kesinleşince bütün üye ülkeler imzalayacaklar ve bilgiye erişim özgürlüğü yasal düzenlemeleri bağlamında her ülke minimalist bir yaklaşımla ortak bir yasa metnine imza atacak. En azından bir, ne derler, asgari müşterekte buluşturmak için, Avrupa Birliği bunu istiyor ve en önemsenen devlet bilgilerinin başında da bu ulaşım bilgileri, yol, sokak, filan geliyor. Evet, neyse, şimdi gelelim esas konuşmak istediğimiz konuya. “Devletin yeniden yapılanması”, tırnak içinde, bugünlerde hep konuşuluyor. E-Avrupa, e-Türkiye, e-yerel yönetimler geliyor hemen arkasından. Bize kısaca toparlar mısınız bu konudaki yaklaşımınızı?

TÜ: Şimdi, devletin küçülmesi diye bir konu, geçen yıllardan beri konuşuluyor. “Devlet küçülsün” deniyor, ama nasıl küçülecek? Bu sorunun cevabı çok önemli. Dolayısıyla, bunun için iki yaklaşım var, bir, yukarıdan aşağıya yaklaşım, ki o devletin şu anda üstlendiği bazı işlevleri özel sektöre veya sivil toplum örgütlerine devretmesi şeklindedir. Böyle bir küçülme olabilir. Esas küçülme de tabii ki iş süreçlerini yeniden gözden geçirerek ve şu anda çok yavaş işleyen devlet çarklarını hızlandırma yönünde olabilir. Bu da devlette küçülmeyi sağlayabilir. Dolayısıyla, devlet verdiği hizmetlerin her birini, her yaptığı işi, bilgi teknolojilerine dayalı olarak yeni baştan tasarlayıp, en etkin, en verimli, en kısa şekilde nasıl yapabilir, o şekilde bunları gözden geçirmeli ve bu süreçleri yeniden tarif etmeli. Tanım sonunda şu çıkıyor, bu iş süreçlerini yerine getirmek için kaç kişiye ve ne nitelikte kişiye ihtiyaç var, bu ortaya çıkacak ve bu kişilerin dışındaki kişilerin de zaten gereksiz kişiler olduğu devlette anlaşılacak. Dolayısıyla onları başka bir alanda, başka bir işte çalışmaya yönlendirmek gerekecek.

AT: Peki bunu yapmaya kalkışmak dahi bir paradigma değişikliğini gerektirmiyor mu? Niye yapsınlar yani, durduk yerde?

TÜ: Şimdi, tabii ki devletin çarkları çok yavaş işliyor, bunu herkes kabul ediyor, yani devlet kademesinde olanlar da, yahut şu anda hükümette olanlar da bunu kabul ediyorlar. Nitekim ben, yeni partinin, hükümetin hükümet programını da dinledim. Bu konudaki yeniden yapılanma çalışmalarına önem vereceklerini söylüyorlar. Bu herkesin kabul ettiği bir gerçek ama nasıl yapılacağı bence çok daha önemli. Burada, devletin şu andaki iş süreçlerini olumsuz yönde etkileyen iki tane temel paradigma, temel anlayış görüyorum. Dolayısıyla, bu temel anlayışları değiştirerek ancak iş süreçlerinin tanımlarına yeniden başlanabilir. İsterseniz onu biraz daha ayrıntılı olarak aradan sonra konuşalım.

AT: Evet, lafınızı unutmayın, lafınızı müzikle keselim. Hem de hangi müzikle keseceğiz, biliyor musunuz? Burcu Kuğu’ya bakıyorum, teknik masadaki arkadaşımız, evet hazırız. “Drama Köprüsü”!

TÜ: A, çok sevinirim!

AT: Sizin için Fuat Saka kaydını bulduk.

TÜ: Teşekkür ediyorum.

ARA

AT: Evet, “adam öldürmeyi oyun mu sandın Hasan?” diyor Tuncer Üney, Türkiye Bilişim Vakfı Projeler Koordinatörü, konuğumuz, o da diyor ki, “bilgiyi öldürmeyin, bilgiyi öldürmeyi oyun mu sandınız?”. Evet, oyun tabii, çok kolayca öldürüyorlar ve bu türküyü çalmamızın sebebi de, Türkiye’de sıkça sokaklar, meydanlar gibi kamuya açık yerlerin adlarının sorumsuzca değiştirilmesinin Tuncer Üney’in altını çizmesiydi.

TÜ: Evet, protesto ediyorum.

AT: Protesto ediyorsunuz... Peki, Tuncer Bey, paradigma dönüşümü gerekiyor, dedik, değişikliği gerekiyor, dedik, siz “iki temel konu var” dediniz...

TÜ: Evet, bence devletin bugünkü, vatandaşa götürdüğü hizmetler açısından, bürokrasi açısından iki tane değişmesi gereken temel anlayış var. Bunlardan birincisi, uzun yıllardan beri bizim kültürümüze yerleşmiş, yani temel rehberimiz olmuş bir şey. “Önce devlet” denir hep, devlet en üst noktadadır...

AT: “Allah zeval vermesin” denir...

TÜ: ... Ve vatandaşlar ona hizmet etmekle yükümlüdür ve dolayısıyla, “önce devlet” anlayışı hakimdir. Ve bu çerçevede de, devlet katlarında oturanlar da vatandaşa bu gözle bakarlar, yani onları kendilerine hizmet etmekle yükümlü birer kul, köle şeklinde anlarlar...

AT: Haydi “baba-oğul” diyelim...

TÜ: Evet. Ama, temel anlayış bu. Dolayısıyla, bu böyle olduğu zaman da, bir devletin vatandaşlara yönelik bir hizmetinin yerine getirilmesinde hep devlet düşünülerek gerekli işlemler, adımlar, bürokrasi, belgeler, buna göre biçimlendiriliyor. Bu da tabii ki, devlet çarklarının yavaş dönmesinde, vatandaşların bürokrasiden canlarının yanmasına sebep olan bir temel anlayış. Bu anlayışın değişmesi gerekiyor, bu anlayışın tersine dönmesi gerekiyor. “Önce devlet” değil, “önce yurttaş, vatandaş”. Çünkü devlet, bugünkü anlayışta, yurttaşına hizmet etmek için varolan bir kurumdur. Dolayısıyla, bu anlayış çerçevesinde bütün yapılanmasını ve bürokrasisini düzenlemek durumundadır.

AT: Ama önce onların kendini buna inandırması gerekiyor, değil mi?

TÜ: Kuşkusuz. Dolayısıyla, bir devletin yeniden yapılanması söz konusu ise, bu anlayışın önce yerleşmiş olması gerekiyor.

AT: Diğeri ne?

TÜ: Diğeri de bence, yine bunun kadar önemli bir anlayış. O da, Türkiye’de, ülkemizde, vatandaşı potansiyel suçlu olarak görme anlayışıdır. Öyle ki, her yapacağımız işte, hizmette, vatandaş bunun bir açığını bulacak ve bir suç işleyecek. Dolayısıyla, o açığı vermemek için, bütün prosedür üstünde bir sürü önlemler konmaya çalışılır ve de bu da o yapılacak işin bürokratik açıdan çok ağırlaşmasına, basamakların artmasına, vatandaşın bir sürü gereksiz işlemleri, belgeleri doldurmasına, yerine getirmesine sebep olabilir. Bu da bence devletin çarklarının çok yavaş dönmesinin arkasındaki ikinci temel anlayıştır. Halbuki, bunun da önlemi çok basittir, yani önce herkesi suçsuz kabul etmek ve bütün iş süreçlerini buna göre düzenlemek gerekir. O takdirde işler gerçekten çok basit olacaktır, çok kısa sürede çözümlenecektir. Ve bu şekilde kolaylaşacaktır, çarklar hızlı dönecektir. İş süreçlerinin yeniden gözden geçirilmesinde bu anlayış da hakim olursa, o zaman doğaldır ki, işler çok daha kolaylaşacaktır. Bu arada suç işleyen olabilecektir, ama yani yüz kişiden bir kişi suç işleyecek diye 99 kişinin hayatını karartmanın anlamı yok. Dolayısıyla, bundan vazgeçmek gerek. Suç işleyene de gerekli ceza neyse onun verilmesi gerekir diye düşünüyorum.

AT: Peki, zaten bu e-Avrupa, e-Avrupa+, e-Türkiye ve e-devlet projelerinde, vatandaşa sunulacak hizmetler elektronik ortama taşındığında, elektronik ağ üzerinden bu hizmetlere erişim mümkün olduğunda, o olası suç işleme ihtimalleri de ortadan kalkmıyor mu? Hani şu şeffaflaşma prosesi hızlanmış olmayacak mı?

TÜ: Kesinlikle öyle. Zaten bu e-Avrupa, e-Türkiye, onun altında e-devlet kavramlarının arkasında yatan düşünce, temel anlayış bu. Vatandaşa hizmetlerin en kısa yoldan ve İnternet üzerinden götürülmesi amaçlanıyor. Dolayısıyla böyle bir anlayış içinde zaten bu iki paradigma değişikliğini yaptığımız takdirde, bilgi teknolojilerine dayalı olarak çok kısa, net, çabuk işleyen iş süreçleriyle vatandaşa hizmet etme imkanını bulabileceğiz diye düşünüyorum ben.

AT: Tuncer Bey, şimdi siz burada yokken, diğer arkadaşlarımızla, dostlarımızla burada program yaparken, dinleyicilerimizden sürekli takip edenler hatırlar, durmadan biz sizin kulağınızı çınlatıyoruz. Sebebi de, Türkiye Bilişim Vakfı, Tarihi Kentler Birliği, hatta ÇEKÜL Vakfı, arada katalizör olarak, bu üçgen dahilinde, biz sizinle birşeyler planlıyoruz, alttan alta, içten içe. Güzel bir konu bu, yani iyimser sonuçları olabilecek bir girişim. Bunu dinleyicilerimize açıklar mısınız, lütfen?

TÜ: Tabii, memnuniyetle. Bu, demin sözünü ettiğimiz e-Türkiye çalışmaları çerçevesinde merkezi hükümette bir takım çalışma grupları var, onlar değişik konularda merkezi hükümetle ilgili çalışmalar yapıyorlar. Ama doğrudan yerel yönetimleri hedef alan bir çalışma grubu yok. Dolayısıyla biz bu boşluğu dolduracak bir proje üretmeye çalışıyoruz. Bu projemiz de şöyle, bu Tarihi Kentler Birliği, ÇEKÜL ve Türkiye Bilişim Vakfı bir arada, öncelikle Tarihi Kentler Birliği’ne üye belediyelerin ihtiyaçları göz önüne alınarak bir yerel yönetim çözümü üretmek, bunu en büyük belediyeye göre tasarlayıp, ama modüler bir şekilde düşünmek, küçük birimler, modüller şeklinde. Dolayısıyla, bunu projelendirmek ve hayata geçirmek. Bu modüllerden hangileri, hangi belediye tarafından istenecekse, onları kendi belediyesine uyarlayıp kullanabilmesini sağlamak. Böylece, diyelim ki Tarihi Kentler Birliği için, işte 100 belediye mi var şu anda...

AT: 110.

TÜ: ...110 belediye için bu işi ayrı ayrı yapmak yerine, tek elden yapmak, hem zaman, hem para tasarrufu sağlayacak. Yerel yönetimler böylece e-yerel yönetim anlayışına göre kendilerini çok çabuk yeniden organize etme fırsatı , hem de maliyet olarak katlanabilme olanağı bulacaklar. Çünkü aynı işlerin 110 kere yapılması söz konusu. Bu da hem zaman, hem de para olarak çok büyük boyutlara ulaşıyor, zaten Tarihi Kentler Birliği’ne üye küçük belediyelerin bu türlü giderleri kaldıracak olanakları yok, bütçeleri çok kısıtlı. O nedenle, küçük belediyeler açısından bunun çok büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

AT: Öte yandan, Tarihi Kentler Birliği’nin zaten ülke genelinde yerleşik bir örgütlenmesi var, umarız bu iki konu tez zamanda sinerjik bir şekilde hayata geçer. Süremiz doldu Tuncer Bey, çok çok teşekkür ediyorum, zahmetleriniz için. Sizi daha sık bekliyoruz, bu özellikle sonuncu projeyi anlatmanız için. Söylemek istediğiniz bir şey var mı, kapatmadan?

TÜ: Hayır, teşekkür ediyorum, bu fırsatı verdiğiniz için.

AT: Estağfurullah, iyi günler sayın dinleyiciler.

5 Kasım 2007

5 Kasım, Pazartesi, Açık Radyo'da Av. Vedat GÜRER ile yargıç ve savcılar

Bugün Av. Vedat GÜRER ile "bilgi çağında hukuk öğrenimi ve yargıç ve savcıların durumu" etrafında konuştuk. Av. Gürer de tıpkı Prof.Dr. Ülkü AZRAK gibi, hukuk öğreniminde "felsefe"nin önemi üzerinde durdu uzun uzun. Daha sonra avukatların meslek yaşamı içinde kendi bilgilerini artırma ve güncelleştirme konusunda daha çok vakitleri olduğundan bahisle "önemli olanın" yargıç ve savcıların bu konudaki olanakları - ya da olanaksızlıkları- olduğuna değindi. Sınırlı gelir, sınırsız mesai zorunluğu, sık sık yapılan tayinlerle coğrafya coğrafya dolaşma endişesi, aşırı iş yükü, donanımsız adliye binaları ve daha bunlar gibi pek çok olumsuz koşullarla sarılı yargıçların hem sağlıklı yorumlar ve kararlara varma hem kendilerini geliştirme ve çağa ayak uydurma açısından "zor" durumda olduklarını vurguladı... BAtıdaki örneklerle kıyaslama da yapan Av. Gürer hayli "anlayışlı" ve "empati dolu" bir günündeydi!

Arada yine "Beattles Go Baroque" albumünden "We Can Work It Out" çalındı...

3 Kasım 2007

İRAN'LI "BLOG" ÖNCÜSÜ HÜSEYİN DERAKŞAN ALEYHİNE DAVA AÇILDI!

Iranian Blogger Hossein Derakshan Sued for Defamation in Canada
Posted October 31st, 2007 by Sam Bayard
in





Hossein Derakshan, an Iranian-born blogger based in Toronto, reported yesterday that he had been sued for defamation in a Canadian court. Derakshan is a prominent figure in the history of the Iranian blogosphere. In 2001, he developed the technological solution that enabled Iranian bloggers to blog in Persian and published a widely-used set of instructions on "How to make a blog in Persian" using Blogger.com's free service. (For more information on Derakshan and the Iranian blogosphere, see Wikipedia's entry on "Iranian blogs" and Meron Rapoport's article, "King of the Iranian Bloggers," on Haaretz.com.)
The lawsuit is just the latest chapter in a dispute that began this summer. In late July, counsel for Mohammed Mehdi Khalaji, a fellow at the Washington Institute for Near East Policy, sent a letter to Derakshan, his domain registrar (GoDaddy.com, Inc.), and his hosting service (Hosting Matters, Inc.). The letter complained of defamatory statements allegedly made in a number of Derakshan's Persian-language posts in October 2005. According to the translation from Persian attached to the letter, these posts claimed that Khalaji was working for a right-wing think tank that openly supported the policy of "regime change" in Iran and was "giving ideas to the cruelest and dirtiest enemies of Iran and humanity." The letter also appears to take issue with a claim that Khalaji was "the only Iranian who has worked for both Khameni's office and Dick Cheney's, who intends to bomb Khalaji's former office building plus thousands of men, women and children living in the surrounding area." (Derakshan disputes the accuracy of the translations and Khalaji's interpretation of his statements.)
Khalaji's letter indicated that GoDaddy and Hosting Matters (both U.S. companies) were "implicated in the activities conducted [on Derakshan's blogs]," and that Khalaji's claim extended to these companies as publishers. It demanded that the recipients take down the offending posts, publish a letter of "contrition, apology, and retraction," and pay Khalaji $10,000. After a lengthy back-and-forth between Derakshan and Hosting Matters, the hosting service terminated Derakshan's accounts, and he moved his blogs to another hosting service. The blogs went back up after a few days, apparently with the disputed posts still in place.
Khalaji sued Derakshan in the Ontario Superior Court of Justice on October 19. It does not look like Khalaji pursued further action against Hosting Matters or GoDaddy. This is somewhat surprising given that Derakshan probably doesn't have the $2,000,000 in requested damages and Canadian law does not have an analog of CDA 230 (47 U.S.C. § 230(c)), which insulates service providers in the United States from liability for the statements of "another information content provider." But it's a truism by now that lawsuits of this kind are motivated more by a desire for personal vindication than for money.
This is a fascinating and difficult case because the statements fall into a grey area between spirited political argument and personal attack. It seems to me that most of the complained of statements are either opinion or hyperbole, and a reasonable reader likely would understand them to be so. But courts, at least courts in the United States, examine statements of opinion to determine if they are based on or presume underlying facts. If they do, they can still be actionable. We'd love insight from our readers on how Canadian libel law might change the analysis.
Kaynak: http://citmedialaw.org/blogger-hossein-derakshan-sued-defamation-canada

29 Ekim 2007

29 Ekim, Cumhuriyet Bayramında Av. Vedat GÜRER

Bugün Açık Radyo'da Av. Vedat GÜRER ile son referandum hakkında sohbet ettik. Gürer, halkın neyi oyladığı konusunda yeterli bilgilendirme yapılmadığına dikkat çekti.

24 Ekim 2007

22 Ekim Pazartesi, Açık Radyo'da: Prof.Dr. Ülkü AZRAK

22 Ekim Pazartesi, 2007, Bilgi Çağının Hukuku programında canlı yayın konuğumuz, hafta sonu Antalya'da yapılan Türk - Alman Kamu Hukuku FORUM'undan dönen Prof. Dr. Ülkü Azrak. Bu FORUM, iki önemli başlık altında yapılmış:
- İnsan hakları ve Yargı
- Türkiye'de ve Almanya'da yargı bağımsızlığı.

Kişilerle devlet organları arasındaki ilişkileri düzenlemesi ve "iktidarın eseri" olması açısından kamu hukukunun önemini tartışan Forum'daki bildirisini ikinci başlık altında sunan Prof. Dr. Azrak, özellikle son dönemlerde ülkemizdeki "garip" hukuk uygulamalarından da hareketle, bizim programda "hukuk öğretimi"ne odaklandı. Felsefe ve Mantık gibi önemli derslerin zorunlu olmaktan çıkarılmasıyla Ortaöğrenimin düzey kaybettiğini, felsefi bazdan yoksun öğrenciye de 4 yıllık hukuk öğretiminde bu yüzden yeterli formasyon verilemediğini belirten Azrak, "hiç değilse" kaydıyla daha etkin bir hukuk öğrenimi için şunları önerdi:

a- Hazırlık sınıfı
b- Hukuk mezunlarına diploma verilmeden önce 2 kademeli devlet sınavı

Prof. Dr. Azrak, eksik bilgili yargıç ve savcıların yorumlarının da yanlış olmasının kaçınılmaz olduğunu, yanlış yorumlarla yapılan uygulamaların, alınan kararların ise Yargıtay'da da bazen düzeltildiği, bazen de düzeltilemediğine dikkat çekti. Medyadaki tekelleşme ve siyasi iktidar baskısının da insan hakları öğretimindeki zaafı körükleyen unsurlardan biri olduğunu belirten Azrak, özellikle bilgi çağında hukukçuların "bilgi-okuryazarı" da olması gerektiğini, bunun ifade özgürlüğü, çevre ve bilgi edinme hakları başta olmak üzere "insan hakları"nın öğrenilmesi, kullanılması ve uygulanması açısından gerek üniversitelerde gerekse uygulamada hayati önem taşıdığını vurguladı.

-Programın müzik arasında Johhny Mitchell'den Displays" çalındı...-

18 Ekim 2007

Açık Radyo'da 8 ve 15 Ekim: Av. Fikret İlkiz ile "ANAYASA" ve "GÜNCEL HUKUK" Dergisi

8 Ekim 2007 Pazartesi günü Av. Fikret İlkiz konuğumuz idi.
İlkiz, ilk kez 12 Eylül 2007'de yapılan bir basın toplantısı ile duyurulan, DİSK öncülüğünde başlatılan ve KESK, TMMOB, TTB, TÜRMOB, T.DİŞ HEKİMLERİ BİRLİĞİ ve T. ECZACILARI BİRLİĞİ'nin katılımıyla sürdürülen “Özgür ve Demokratik Bir Türkiye Yolunda YENİ ANAYASA” kampanyası ile ilgili bir toplantıdan (3 Ekim 2007) yeni dönmüştü. İlkiz'in de aralarında olduğu ve Prof. Kaboğlu, Prof. Dr. Yılmaz Aliefendioğlu, Prof. Dr. A. Ülkü Azrak, Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi, Prof. Dr. Mesut Gülmez, Prof. Dr. Naz Çavuşoğlu, Doç. Dr. Bertil Emrah Oder, Dr. Abdullah Sezer, Dr. Tuncer Özyavuz'dan oluşan "Akademik Kurul" gün boyu çalışmıştı... Av. İlkiz toplantıda tartışılanları Açık Radyo dinleyicileriyle paylaşırkan, Anayasa'nın değişiminde "inter-disipliner" bir yaklaşımın gereğine de dikkat çekerek, felsefeci, ceza ve idare hukuku uzmanlarının da içinde olacağı bir "Kurucu Meclis"in gereğini vurguladı...

15 Ekim Pazartesi yine Av. İlkiz ile birlikte idik. Bu programın konusu da "Güncel Hukuk" dergisiydi. Hukuk öğrencileri ve uygulamacıları için çıkarılan derginin 46. sayısına ulaşılmış olmasını kutladık!
46. sayının kapak konusu "Nasıl Bir Anayasa İstiyoruz" idi!
"Güncel Hukuk"un web sitesinde sadece konu başlıkları ve içerik özetine ulaşılabiliyor.
Program sırasında bu noktaya değindik, ama o sırada söylemeyi unuttuğum bir şeyi buraya eklemeliyim! Derginin kendisine ulaşamayanlar, dünyanın heryerinden "cüz'i" bir ücret karşılığında www.emecmua.com üzerinden okuyabiliyor!

1 Ekim 2007

1 Ekim 2007, Açık Radyo'da: Prof.Dr.Ülkü AZRAK ile "Başbakanlık Anayasası"!

1 Ekim 2007, Pazartesi günü Prof. Dr. Ülkü AZRAK canlı yayın konuğumuz oldu. Konu "yeni anayasa" idi. Prof. Azrak, 2 ana başlık altında görüşlerini belirtti. a) Yapılış biçimi ve gerekçesi b) Taslak içeriği.
Prof. Azrak, önce Avrupa ve dünya anayasa hukuku açısından bir ülkede "yeni bir anayasa"nın sözkonusu olduğu durumları açıkladı: "Köklü rejim değişiklikleri" ya da "darbe"ler. Sonra Türkiye'de bu bağlamda yapılan anayasaları özetledi. '61 Anayasası'nı "Cumhuriyet'in ikinci anayasası", '82 Anayasası'nı da "darbe" anayasası olarak nitelendiren Prof. Azrak Türkiye'de yeni bir anayasa yapılması için bir neden olmadığını vurguladı. Peki nereden çıkmıştı şimdi böyle bir gündem maddesi o zaman? Azrak'a göre bu siyasi iktidarın bir "taktik"inden başka bir şey değildi. Mevcut anayasayı "Seçmenine sunmak istediği kılık kıyafet sorununa köklü çözüm, üniversitelerin yönetimini zapt-ü rapt altına almak, yargıyı yürütme lehine yeniden düzenlemek" gibi konularda değiştirme önerileri sunmaya kalkışıp, muhalefete baştan hedef olmak yerine gündeme bir "yeni anayasa" konusu getirerek tartışmayı genelleştirme taktiği...
Programın ikinci yarısında Prof. Dr. Azrak, '82 Anayasası'nı temel alan ve şu anda ortada dolaşan taslakta hiç bulunmayanlara ve yeni eklenenlere değindi. Sosyo-ekonomik açıdan çok önemli bulduğu ve yeni taslakta yer verilmeyen konuları özetle şöyle sıraladı:
- DPT kaldırılmış, demek ki ekonomi artık plansız olacak!
- YAsama-Yürütme ve Yargı "Denge"si bozulmuş
-"Kişi dokunulmazlığı", "kişi hürriyeti ve güvenliği" kaldırılmış,
-Konut hakkı yok,
- "Tüzük"ler yok,
-Yüksek Askeri Mahkemesi ve "ordu" sözcükleri geçen hemen herşey kaldırılmış, Genel Kurmay Başkanı'nın nasıl seçileceği konusu boşlukta,
-Kamu görevlilerinin toplu iş sözleşmesi hakkı yok,
- İşçinin işletmeye katılım hakkı yok,
-Kadınlar yok...
Yeni eklenenler ise:
- "Türban serbestisi", (Prof. Azrak, bu konuda "5 ihtimalli düzenleme" öneren bir anayasa hazırlama kurulunun söylenegeldiği gibi "Bilim Kurulu" diye adlandırılamayacığını, çünkü "bilimsel gerçeğin 1 seçeneği olduğunu, birden çok olduğunda bilimsellikten de çıkacağı"nı vurguladı)
- Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde TBMM'e daha çok yetki,
- Danıştay üyelerinin bir kısmının Bakanlar Kurulu tarafından seçimi,
- Y.Ö.K'ün etksizleştirilmesi, böylece "özerk"liği kaldırılmış üniversitenin bilim kurumu olmayacağı,
- Tahkim (94. md) konusu, dolayısıyla kamu denetiminin dejenerasyonu,
-Hakim ve savcıların idari bakımdan Adalet Bakanlığı'na bağlı kılınması...

Prof. Dr. Ülkü Azrak, son söz olarak, daha çok "ABD başkanlık sistemi"ne öykünmekle birlikte ortaya çıkan yeni anayasa taslağının "o bile olmayıp", olsa olsa bir "başbakanlık anayasası" olarak adlandırılabileceğini söyledi...

Program arasında "Romano Drum"dan, "Conca Melpe" dinlendi...

28 Eylül 2007

"28 EYLÜL": ULUSLARARASI BİLGİ EDİNME HAKKI GÜNÜ

http://www.bilgiedinmehakki.org:

Uluslararası Bilgi Edinme Hakkı Günü 2007, ("Right to Know Day") dünya üzerindeki tüm demokratik toplumlarda, bilgiye erişim hakkının önemine dikkat çekmek amacıyla 5. defa çeşitli ülkelerde kutlanıyor. Kutlamalarla ilgili ayrıntılı bilgi için http://www.foiadvocates.net/rkd07.php adresine bakınız. BilgiEdinmeHakki.Org kamuoyunu Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun kullanımı ile ilgili bilgilendirmek amacı ile 2004-2006 kullanım istatisklerini içeren özet bir çalışmayı Flash presentasyon formatında yayınladı.

14 Eylül 2007

Açık Radyo'da 10 Eylül - 17 Eylül

10 Eylül Pazartesi http://www.turk.internet/ kurucusu ve yöneticisi Fusun Sarp Nebil konuğumuz oldu. FSN ile telekomünikasyonda "serbestleşmenin neresindeyiz?"i konuştuk.
17 Eylül Pazartesi tekrar konuğumuz olacak. Bu kez Av. Gökhan Ahi de ona katılacak ve geçtiğimiz haftalarda 5651 sayılı kanun çerçevesinde yapılan yönetmelik tartışmaları hakkında bilgi verecekler...
Tırk.Internet.com'da 5651 sayılı kanunun gelişim aşamaları hakkıda yararlı bir kronolji de burada!

27 Ağustos 2007

27 Ağustos Pazartesi: Av. FİKRET İLKİZ

Bugün Av. Fikret İlkiz, canlı yayında, 5651 sayılı kanun için yapılacak yönetmelikler hakkında sivil toplumdan görüş alınması konusundaki gelişmeleri özetledi.

22 Ağustos 2007

20 Ağustos 2007 Pazartesi Açık Radyo'da: Av. VEDAT GÜRER

20 Ağustos Pazartesi günü, Açık Radyo programımızda, Av. Vedat Gürer ile "Bilgi Çağının Hukuku"na bir genel bakış ve gündemsiz sohbet yer aldı...

14 Ağustos 2007

DİSİPLİNLERARASI "HUKUK TASARIMCILARI"

Avrupa Hukuku Portali'nde İlker Mutlu yazmış:

"...hukuk teknisyenleri yerine hukuk mühendisleri yetiştirebilirsek hukuk disiplini açısından bu özgüven sarsıcı ifadeleri unutabiliriz. Bu kavramların farkını zaten etimolojik yapıları anlatmakta. Avrupalılar buna hukuk mimarisi ve hukuk mimarları diyorlar..Kanımca en doğru söz ise hukuk tasarımcıları. Peki nedir hukuk yaratıcısı ve hukuk tasarımcısı` Dar anlamda hak ve yükümlülüklerin oluşturduğu sistematik yapıyı oluşturan yasakoyucu ve bazen erkler ayrılığı sisteminin tam olarak sağlanamadığı durumda veya siyasal bilim ekonomisinin gerekliliği olarak yargı ve yürütmenin katılımı ile oluşan hukuk ve de bunun için oluşturulacak politikalar ve toplumun ve hukukun karşılıklı etkileşimde yaratılmak istenen çağdaş düzlemde tasarımı. Hukuk tasarımı anlaşılacağı gibi sadece çok iyi hukuk bilerek yapılabilecek bir iş değildir. Siyaset bilimi, sosyoloji, sosyal psikoloji, kriminoloji, sosyal antropoloji ve felsefe gibi birçok disipline hakim olunması ve gerektiğinde interdisipliner çalışmalar yapılması gerekir. Böylece, oturmuş klasik dar görüşlerin açısından tüm bilinenlerin dışına çıkmak, yepyeni ufuklarla donanmak mümkündür..."

Bu deyimi çok sevdim. Öyle ki alıntılamak için izin bile almadan buraya koyuyorum. Affola. Yazının başı ve devamı burada!

2 Ağustos 2007

6 ve 13 Ağustos Açık Radyo'da: Av. Ceylin BEYLİ



6 Ağustos ve 13 Ağustos Pazartesi programlarının konuğu Avukat Ceylin Belli. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra Leeds Üniversitesi (UK) Siber Hukuk bölümünde LL.M (hukuk "master") çalışmasını tamamlayan Beyli, 4 yıldır bir hukuk bürosunda avukat olarak çalışıyor. Onunla kişisel verilerin korunması konusundaki kanun taslağının eski ve son versiyonları hakkında konuşuyoruz ilk programda. İkinci program ise bilgi çağının hukuku konusunda "eğitim"e ayrılıyor...

İlk programda Mary Martin ve Patricia Neway'in söylediği "My Favorite Things", ikincisinde Miles Davis'in "So What" parçalarını dinleyeceğiz!